Sahra & Meriç

1.9K 91 3
                                        

Dar kot, salaş tişört.

İşte benim olayım buydu. Bir sürü böyle tişörtüm var benim. Ne yakasını toparlayabiliyorum ne paçasını. 

Hayatım da aynı bu tişörtler gibi. Oradan buradan sallanıyor. Onu boşverin de, kesin bu tişörtlerin laneti üzerimdeki. Yoksa dört senedir Meriç Gürbüz ile tek kelime konuşamamamın başka bir açıklaması olamaz bence.

Şu boy aynasından gördüğüm suret öyle çok da yüzüne bakılmayası bir şey değil. Gözlerim güzel bir kere. Ağzım burnum da fena değil. Yoklukta giderim de var. Ama asıl mesele burada işte.

Meriç Gürbüz herhangi bir yokluk çekmiyor.
Kafamda yerinde oturan çarklar sayesinde aynanın karşısında kendime bakmaktan vazgeçiyorum. Madem Meriç Gürbüz ile konuşmayacağım o zaman topuklu ayakkabı falan giymeme de gerek yok değil mi. Bu simsiyah kıyafetin altında beyaz koşu ayakkabılarım biraz garip olacak ama zaten tişörtüm de yeterince garip.

Ne için uğraşıyorum ki gidip imza atmam gereken bir ders var. Meriç Gürbüz benim farkıma bile varmayacak ne de olsa.

Sonunda ikna olup odadan çıkmaya karar verdiğimde siyah çapraz askılı çantamı da boynumdan geçiriyorum. Kapıyı açtığımda, odamın büyük kapısının pervazına yaslanmış bir Aslan görmek beni şaşırtmıyor.

Bu adamın dakikliği de beni çıldırtıyor. Başka neyi mi?

Allah aşkına şunun tipini bir görseniz. Jilet gibi takım elbisesinin içinde tam bir afeti devran. Takım elbiseyi tamamlayan şeyin hep kirli sakal olduğunu düşündüren bu herif yine iki günlük bir sakalla kombinlemiş kıyafetini. Beyaz gömleğinin üzerine taktığı gözleriyle aynı renk kravatı ayrı bir uyuzluk sembolü. Tipsizin kol düğmeleri bile bir artistik havalarda.

Ve ben okula bununla gideceğim!

Resmen prensin yanında büyüsü bozulmuş bir Külkedisi gibiyim. Ondan farkım, on ikiden önce de prenses falan olmadığım.

Muhtemelen her kızın salyalarını akıttığı o berbat yamuk gülümsemesi ile yüzüme baktığında gözlerimi devirip önünden geçiyorum. Merdivenlerin başına geldiğimde kolumdan yakalayıp kendisine bakmamı sağlıyor.

" Sabah sabah tavuğuna kış mı dediler yine?"

" Aslan benim tavuğum yok."

Verdiğim cevap yüzünden bu sefer gözlerini deviren taraf o oluyor.

"Yok gerçekten merak ettim, bu sabahki sorunun ne?"

" Yok bir sorunum Aslan uzatma. Git arabayı çıkar haydi."

Ağzının içinden bir şeyler homurdanıp birkaç adım atıyor ve yeniden bana dönüyor.

" Okula gitmeye bu kadar meraklı olduğunu bilmiyordum."

" Münir hoca beni görmeyince tahtanın önüne diz çöküp ağlıyor. Ona bu acıyı yaşatamam."

" Devamsızlık sınırındasın değil mi :D"

" Aslan! Allah aşkına git şu arabanı çalıştır artık!"

***

Okula geldiğimizde Aslan da benimle birlikte inmeye yelteniyor ama hayır. Normalde hiç dikkat çekmediğim önemli değil ama bu herifin bütün dikkatleri üzerine toplayacağından eminim. Her gün yeterince kadın onun egosunu besliyor zaten, bunun bir de benim aracılığımla olmasına hiç gerek yok.

Aslan'ın inmesini engellemek amacıyla aceleyle sarılıyorum oturduğum yerden. Kaşlarını çatıp bu halime bir anlam veremediğini belli ediyor ama inanın Aslan'ın ne düşündüğü şu an benim umrumda bile değil. Hiç hoşlanmadığını bildiğim halde iki yanağına sulu iki öpücük bırakıyorum ve Aslan'ı söylenmeleriyle birlikte ardımda bırakıp kendimi zemine bırakıyorum.

ARAFHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin