İsmim Yazıyor Asaf

680 61 35
                                    

Saniyeler süren bakışmamız Aslan'ın odaya doğru attığı bir adımla sonlanıyor. Bana doğru yürüdüğünü bilmek, bana geldiğini bilmek vücudumu ele geçiren bir sarsıntıya yol açıyor. Ayaklarımdan başlayan titremeyi İstanbul'a geldiğimden beri ne kadar sık yaşadığımı düşünüyorum. Gitmem lazım. Bir an önce geri dönmem lazım.

Aslan'ın yüzünü inceliyorum bana doğru attığı kararsız adımların izin verdiği ölçüde. Yıllar önce bıraktığım adam değil. Yüzünde her şey aynı da olsa bakışlarına çöken yorgunluk belli ediyor kendini. Üzülüyorum. Hala kızamıyorum. Bize yaşattıkları için kızamıyorum ona. Aslan'ın adımlarına karşılık ben de titrek bir adım atıyorum.

"Merhaba."

Sesini duyunca kapatıyorum gözlerimi. O kadar zaman sonra aramızda bu kadarcık mesafe varken sesini duymak beni delirtiyor. Elimle yüzümü sıvazlayıp açtığımda Aslan'ı bıraktığımdan daha yakın buluyorum kendime. Başımı öne eğip yutkunuyorum ve kaldırıp her gün onlarca kez baktığım yeşillere çeviriyorum gözlerimi. Başımı hafifçe eğip alıyorum selamını. "Merhaba."

Konuşmamdan cesaret almış olacak gözlerini üzerimde dolaştırmaya bir son vererek gözlerimde sabitliyor bakışlarını. "Hoşgeldin."

Boynumu sağa sola yatırarak kütürdetiyorum ama hemen sonra aklıma geliyor Aslan'ın bundan nefret ettiği ve her seferinde beni bu yüzden azarladığı. Gözlerine bakıp eski günlerden kalma bir şeyler arıyorum. Bulamıyorum. Onun yerine yamuk bir gülümseme yerleşiyor hemen dudaklarına. "Böyle gelmek istemezdim."

Söylediğim şey üzerine hemen ciddileşip başını sallıyor. "Böyle dönmeni istemezdim. Başın sağolsun." Gözlerim dolmaya başlayınca birkaç saniye bekliyorum ağlayacak mıyım diye.

Ağlayamıyorum.

Başımı yavaşça sallayıp teşekkür ediyorum ona.
Sonra hemen birkaç dakika öncesi geliyor aklıma. Nasıl soracağımı düşünürken o benden önce davranıyor. "Ben, bölmedim değil mi konuşmanı?" Alt dudağım dişlerimin arasına yerleşiyor istemsizce. Başımı olumsuz bir şekilde sallıyorum. "Bitmişti." O da beni onaylıyor yalnızca başıyla. Bu halimiz içime dokunuyor. Sormak istediği onlarca şey olduğunu görüyorum. Onunla konuşmak için deliriyorum içten içe ama aramıza giren o koskoca zaman öyle kalın bir duvar örmüş ki doğru düzgün göremiyoruz bile birbirimizi.

Elimle şakaklarıma masaj yapıyorum. İnceden başlayan sızı bana artık uyumam gerektiğini fısıldıyor. Yoksa bu gece bu baş ağrısı beni delirtecek biliyorum. "Yorgunsun değil mi? Burada mı kalacaksın?" Aslan'ın gözlerini takip ediyorum. Baktığı yere bakınca kalp atışlarım benden izin almadan hızlanıyor. "Aslında otele gidecektim ama annemi bırakamadım."

"Teyzem. Nasıl?"

Sorduğu şey dikkatimi çekince kaşlarımı çatıyorum. "Görmedin mi sen?" Aslan eliyle ensesine küçük bir masaj yapıp nefes alıyor. "Benimle konuşmuyor. Sen. Gittiğinden beri." Mümkünmüş gibi daha da çatılıyor kaşlarım. "Neden?"

"Öğrendiler. Her şeyi."

Sona doğru sesi kısılsa da duyuyorum ne dediğini. Ve duyduğum şey yüzünden tüllerin müsaade ettiği yere çöküyorum yatakta. "Ne demek her şeyi?" Aslan da gelip yanıma oturduğunda koluna değen koluma bakıyorum. "Bizi öğrendi. Neden gittiğini."
Dirseklerimi dizlerimi yaslayıp öne doğru eğiliyorum. Yine de mideme giren kramplar zorluyor beni. "Annen mi söyledi?" Aslan'ın yüzüne bakmasam da dişlerini sıktığını görüyorum. Birkaç saniye bekleyip konuşmaya başlayacak gibi oluyor. "Hera-" ama izin vermiyorum. Elimi öyle sert kaldırıp susturuyorum ki en az onun kadar şaşırıyorum ben de bu tavrıma. "Sahra." Aslan kaşlarını çatarak bakıyor yüzüme. "Hera değil. Sahra." Aslan yutkunuyor. O yutkunurken oynayan adem elmasına bakıyorum. Kızaran gözlerine bakmamak için ellerime çeviriyorum bakışlarımı. Söyleyecek bir şeyler arıyor ama bulamıyor o da benim gibi.

ARAFHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin