Gökyüzüne yükselen dolunayı seyrederken oğlumu düşünüyorum. Aradan geçen kısacık zamanda bile yokluğunu ciğerime kadar hissettiğimi bir de. O da beni özlüyor biliyorum ama Meriç kolayca oyalıyordur eminim. O kadar gözüm arkada değil ki. O kadar güveniyorum ki ona. Oğlumuza nasıl göz kulak olduğunu biliyorum. Ama yine de aklıma gözleri her düştüğünde burnumun sızlayan direğini engelleyemiyorum.
Başımı kısa bir anlığına pencereye yasladığımda geldiğimden beri ertelediğim konuşma gelip karşıma oturuyor. Gözlerimi kapatıp kendimi cesaretlendirmeye çalışıyorum. Daha fazla erteleyemeyeceğimi dahası ondan uzak durmaya takatimin kalmadığını fark ediyorum. Vazgeçmekten korktuğumdan yatağımın üzerine bıraktığım şalı gelişigüzel omuzlarıma dolayıp çıkıyorum odadan.
Koridorun sonundaki odanın önünde durduğumda kısa bir anlığına diğer uçtaki odanın kapısında gözlerimi gezdiriyorum ama bir hareketlilik çarpmıyor gözüme. Kaldı ki, annemin aldığı ilaçların etkisini biliyorum. Sabaha kadar uyuyacağını da.
Kapıyı tıklatıp birkaç saniye bekliyorum ama içeriden ses gelmiyor. İlk önce dönüp gitmeyi düşünsem de belki uyuyordur diyorum. Uyuyorsa en azından rahat rahat öperim. Azra'nın kapısını yavaşça açıyorum ve tam tahmin ettiğim gibi koskoca yatakta cenin pozisyonu alıp küçülen kardeşime bakıyorum. Alt dudağım dişlerimin arasına yerleşiyor nedense, ağzımdan bir hıçkırık çıkmayacağını bile bile. Sessiz ve ürkek adımlarım odanın içinde süzülüp yatağının yanında sabitleniyor. Pencereye dönük yüzüne eğilip bakıyorum. Kirpikleri titreşiyor. Ne kadar huzursuz bir uykunun kolları arasında olduğunu anlayıp daha da üzülüyorum. Yatağın yanına oturuyorum uyanmasından korkarak. Elimle yüzümü sıvazlayıp derin bir nefes veriyorum. Kısa bir an arkamı dönüp bakışlarımı Azra'nın üzerinde dolaştırıyorum.
Kalkıp gitmeyi düşünsem de içimi boşaltmak istediğimi fark ediyorum. Onun duymayacağı bir konuşma yapmak ve belki biraz olsun rahat bir nefes alabilmek. Neye nereden başlayacağımı kestiremiyorum.
"O kadar çok gelmek istedim ki Azra." En gerçek ve en hissedilir olanla başlıyorum nedensizce. "Buradan nasıl gittiğimi bilmiyorsun. Sen, arkadaşlarınla birlikte çıkacağın ilk tatil için heyecanlıydın. Tam da olması gerektiği gibi. Aslına bakarsan iyi de oldu. Hafızanda o halimle kalmak istemezdim. Gerçi şimdi de pek iyi hatırlanmıyorum ama olsun." Durup belli belirsiz gülümsüyorum. Gerçekten iyi ki de yoktu o akşam diye düşünüyorum. "Biraz klişe olacak ama o kadar uzun bir süre yaşayan bir ölüydüm ki Azra! Senin deyiminle yasak elmayı yemiştim ve o elma boğazımda kalmıştı. O zamanlar farkına varamadığım bir sürü ülke dolaştık bir süre." Bu kısmı geçmek istiyorum. Uyuduğunu düşünüyorum ama eğer uyumuyorsa ayrıntıya girip aklını bulandırmak istemiyorum. "Sinir krizleri ve alkol komalarıyla geçen uzun bir süre Azra. Bunu sana anlatsam da anlaman mümkün değil." Elimle şakaklarımla masaj yapıyorum. O anları anlatmak hala zorluyor beni ve bunu nasıl atlatacağımı bilemiyorum. "Yine böyle bir alkol komasından çıkınca öğreniyorum Araf'ı. Hallstatt'ta. Ben onu öğrendiğimde nerdeyse beşinci ayına girmişti oğlum Azra düşünsene. Ve en kötüsü, onu öğrendikten çok kısa bir süre sonra geldi dünyaya." Bu kısmı anlatıp anlatamayacağımdan emin olamıyorum. Hastane kısmını koşarak geçmek istiyorum neredeyse. "Azra sana anlatamam. Mandalina kadar bir kafası vardı."
Yerimde oturamayacağımı fark edince hızla kalkıyorum. Azra'nın uyanıp uyanmayacağını düşünmeden gidip camı açıyorum sonuna kadar. Buz gibi hava yüzümü yaladığında güç bela geliyorum kendime.
"Neyse ne. Cinayete tam teşebbüsten yargılandım." Dudaklarımın arasından kopup giden öfkeli bir kahkahaya engel olamıyorum. Kendi çocuğumu öldürmekle yargılanmıştım yıllarca. Çektiğim acı az geliyormuş gibi bir sürü mahkemeyle uğraşmak zorunda kalmam da cabasıydı. "Araf'ın canına kast ettiğimi düşündüler Azra. Koşup size sığınmak istedim. Yapamadım. İzin vermediler. Çıkış yasağı koydular. Üç buçuk sene çıkamadım Avusturya'dan. Kaç kere gittim havaalanına o uçakları seyrettim Azra." Ellerimi pencerenin pervazına yaslayıp gözlerimi kapatıyorum. Havaalanından kalkan uçakları o devasa pencerelerin ardından izlediğim günler geliyor aklıma. Mahkemeden çıkıp hastaneye koşturduğum aylar. O makinelerin kulağımda bıraktığı o unutulmaz sesler. Elimle saçlarımı havalandırıyorum. Biraz daha hissediyorum o soğuğu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
ARAF
FanfictionAslan. Seninle gelmemi ister misin?" Sorduğum soru yüzünde belli belirsiz bir gülümsemeye neden oldu. Bana dayanamıyordu bunu tabii ki de biliyordum. Onun üzerindeki sakinleştirici etkimin farkındaydım ama bu kendime sakladığım küçük bir sırdı. Şim...