Yangın

421 46 0
                                        

       Kairu ve Sina 2. aşamayı geçtikleri için bütün vakitlerini kütüphanede ve talim sahasında kendilerini geliştirmeye harcıyorlardı. Diğer arkadaşlarına destek vermek için her seferinde zamanında locada olsalar da geri kalan zamanlarda pek de içli dışlı takılamıyorlardı; Kairu'nun 2. aşamayı tamamlamasının ardından bir hafta geçse de yokluğu çok bariz biçimde belli oluyor, şapşallıkları ve enerjisi kendisini arattırıyordu. 

      Bugün kalan üçlüden ilk sırayı alacak olan Grei'di; bu bire bir dersler onun için diğerlerinden çok daha zor ve karmaşık hale gelmeye başlamıştı. Sadece fiziksel yönünü göstermesi gerektiğinden hep kendini dizginliyor, Geto'yu zorlamamaya çalışıyordu. Savaşlar sırasında aklına diğer efsun tiplerinde muhteşem hamleler gelse de fisiksel aura kullanmak için gereğinden fazla düşünüyor ve diğer tip auraları içinde blokluyordu. Geto ile savaşmanın iki kötü tarafından da fazlasıyla etkileniyordu ki ilki; her an ölüm tehlikesinde olmak ve ikincisi; psikolojik olarak baskı altına alınmak. " Tüm yapabileceğin bu mu? Senin yüzünde koca ordu öldü!  Ellerini kirletmekten bu kadar mı korkuyorsun? Küçük bir çocuk gibi ağla istersen! " Geto bu sözleri rakibinin sinirlerini bozmak için sarf etse de Grei'in kendini dizginlediğini ister istemez fark ettikçe ona daha da fazla yükleniyor, gerçek potansiyeline ulaşması için elinden gelen bütün çabayı gösteriyordu. 

      Geto efsunlarını ardı ardına sıraladıkça Grei defansif pozisyonda kalıyor asla saldırı için uygun bir fiziksel efsun hayal edemiyordu. Geto'nun Katon dönüşümlerinin sonunda alev alan İdman sahasında, tüm o alevlerin ortasında, kulağında kendisini neredeyse bir buçuk yıldır baskılayan adamın sesiyle Grei kendini kaybetti... 

     Alevler ona çocukluğunun en güzel yıllarını birlikte geçirdiği arkadaşını ve gençliğinin en karanlık anısını hatırlatmıştı. Tüm o adrenalinin ve baskının etkisiyle kendini o anda buluverdi. Yüzünde şaşkın ve acı dolu bir bakışla yanan bir eve bakıyordu. İradesizce hareket eden adımları onu ateşlerin yükseldiği o iki katlı eve yönlendirdi; ne yaptığının farkında değildi ki zaten hemen çevredekiler tarafından durduruldu. O anda bağırmaya başlamıştı " Neeeeeeeeeeeet ! " kendisini tutmaya çalışanlardan kurtulmaya ve alevlerin arasında dalmaya çalışıyordu çünkü arkadaşı ve tüm ailesi yanmaktaydı; bir şeyler yapmalıydı ancak elinden hiç bir şey gelmeden öylece bakıyordu. Söndürme çalışmaları devam ederken efsun kullanan itfaiyecilerin evi bir küre içine alarak içerideki oksijeni tamamen vakumladıklarını gördü, ne kadar da kolay olmuştu onlar için. Sadece bir kaç dakikada oksijensiz kalan bütün ateş sönmüştü. Daha önce orada olsalardı, eğer biraz daha önce gelmiş olsalardı o üç ceset torbasının içinde arkadaşı ve ailesi olmayacaktı. Kendi gücünün yetersizliğine bu kadar sinirlendiği, bu kadar gücendiği ikinci bir an daha olmamıştı. Bu hatıralar ona fiziksel bir fikir vermiş ve Grei hemen uygulamaya koyulmuştu. 

      İdman sahasını havadan oluşmuş koca bir küre içerisine alarak derin bir nefes aldı ve içerideki tüm oksijeni dışarı çıkardı; kürenin 4 tarafına açtığı deliklerden oksijeni dışarı çıkmaya zorluyor, ardından tamamlanan bölgenin deliğini hemen kapatıyordu. Bu tekniği işe yaramış ancak ikinci bir atak tarafından tuzağa düşürülmüş ayaklarından toprağa bağlanmıştı...

      Odaya döndüklerinde herkes'in düşündüğü ancak açmaya korktuğu o konuyu vakti zaten kısıtlı olan ve şapşallık konusunda üstüne kimseyi tanımayan Kaitu açtı biraz da şakaya vurarak;

Kairu: Grei sormaya korkuyorum ama " Net" ne demek?

Grei: Net? o da nereden çıktı? 

Leia: Zihnini ilk kez açık bırakmıştın bende dayanamayıp dalıverdim Grei, özür dilerim, her  şeyi gördüm. O sırada o kadar yoğun duygular hissediyordun ki düşündüklerini bağırdın bir an için. 

Grei: Demek öyle oldu. Konuşması acı verdiği için kaçındığım bir konuydu bu arkadaşlar, sizden  saklamak için değil asla. Maalesef ciddileştik, " Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki? "

Sina: Paylaş bizimle, yanındayız biliyorsun. . .

Grei: KewinGraw'dayken bir arkadaşım vardı benim neredeyse tam tersimdi, ne düşünürsem tersini düşünür, ne konuşursam tersini konuşurdu. Onunla buluşmayı her gün iple çekerdim aynı konuda sıkılmadan saatlerce konuşabilir, tartışabilirdik; ama birbirimize çok garip bir şekilde bağlıydık. Birbirimiz için yalan söyler, kavga eder, aç kalır, gerekirse sokakta yatardık; birbirimizin arkasını sonuna kadar kollardık. Zıt kişilikler olduğumuzdan mıdır bilmem aramızda özel bir çekim vardı; bir keresinde bana " Keşke kardeşim olsaydın 7/24 kavga ederdik! " demişti ki kavgalarımızı hep o kazanırdı. Babası orduda 6. seviye bir efsuncu yani bir generaldi, bir gün Yami onların evine terörist bir saldırı düzenledi, ancak şehirdeki diğer insanları ve komşularını düşünen babası başkalarını incitmemek adına efsunla karşılık veremedi ve o gün üçünü de o yangında kaybettik. 

Leia: Çok ağır, kıyamam sana yaa...

Grei: Cenazelerine bütün hükumet efsuncuları katılmıştı ancak bana göre çok ama çok gecikmişlerdi, o olaydan sonra aylarca depresyona girdim, 20 kilo verdim sanırım, yemeği sadece anti-depresanlarımı alabilmek için yiyordum annemin zoruyla. Ölüm o kadar soğuk, o kadar keskin ki; hayatınızdan bir parçayı kesip atıveriyor sanki hiç değeri yokmuş gibi, en çok da bu koyuyor zaten, hiç bir değeri olmamış gibi, dünyalara değse de... 

ŞamanHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin