47.BÖLÜM

16.5K 754 241
                                        

Sıcak bir Ağustos akşamında kalbimin en derinlerinin buz tuttuğunu hissettim. Duygularım harflere dönüşüp dudaklarımdan çıkamayacak kadar donmuştu. Bunu o kadar beklemiyordum ki kendi gözlerime inanmam bile beni zorluyordu.

Poyraz elinde sıkıca tuttuğu telefonumla bana bakmaya devam ederken ona söyleyecek bir cümle aradım. Kalbimdeki buzları eritsin istedim. Benim gözlerimi yalancı çıkarmasını istedim.

"Defne..." Susup yutkundu. Gözlerini üzerime kenetlemişti. Çenesi seğirirken bana doğru bir adım attı. "Sen..." Cümleleri kesik kesikti. Sesli bir soluk aldı. "Bu mesajları aldın ve buraya geldin?!" Bu düşünceye İnanamıyor gibiydi. Doğrusu, inanmak istemiyordu.

"Kimim kızım ben?!" Sesi biraz daha yükseldi. Tahammülü yokmuşcasına biraz daha yaklaştı. "Kimim ben?" diye öfkeyle soludu. Kızaran gözlerine buğulanmış bakışlarımı çevirdim. "Poyraz?" Onunkinin aksine sesim fısıltıdan farksızdı. Gördüğüm manzaradan sonra sesimi yükseltecek takatim bile kalmamıştı. "Burada ne işin var?" Sağ gözümden engel olamadığım bir yaş firar etti. Bugün ağlamayayım diye duygusal film izlememe izin vermeyen adam gözyaşımın sebebi olmuştu.

Mutluluktan uzak alaylı bir gülüş kulaklarımı doldurdu. "Bu konuda zaten bir fikrin varmış gibi görünüyor."

Ona fırsat veriyordum ama bunu görmüyordu. Her şey daha kötü olmadan önce bizi kurtarması için bir fırsat veriyordum.

Gözüm arkada bizi izleyen Aslı'ya kaydı. Sadece dakikalar önce elinin Poyraz'ın yanağında oluşu kalbime onlarca iğne battığını hissettirdi. Bedenimden tüm gücün çekildiğini hissettim. Bir an için buraya geliş sebebim olan kolyeyi bile unuttum. Adımlarım geri geri gitti. Poyraz bir şey söylemiyordu. Ve benim de böyle susmayı seçen bir adama defalarca soracak sorum yoktu.

Arkamı dönüp gitmeye yeltendim. Bir adım bile atamadım. "Göreceğimi gördüm gidiyorum mu diyorsun Defne?" Kolumdan sıkıca tutmuş ve bir milim bile kıpırdamama izin vermemişti. "Gitmeden önce sana kim olduğumu hatırlatmama izin ver."

Birkaç saniye içinde karşıma geçti. Kolumdaki eli gevşeyip bileğime doğru kaydı. Eli elime değmedi, bileğime hafifçe tutundu.

Varlığı her an yok olacakmış gibi hissettiriyordu.

"Ben sana ne zaman tutuldum biliyor musun Defne?" Bilmiyordum.

"Üç yıl önce," diye fısıldadı. "Deli gibi korkarak tutuldum ben sana, imkansız olduğunu bile bile tutuldum. Olmaz dediğim vuslatın üç yıl boyunca hasretini çektim ben."

Bileğimdeki parmaklarının hafifçe hareket ettiğini hissettim. Bunu farkında olduğunu sanmıyordum.

"Bu üç yılda bazen sen burada bile değildin. Kilometrelerce öteden hayalini kurdum. Senin aşkınla uyudum senin aşkınla uyandım kızım ben!" Birkaç saniye sustu. Bana istediğim cevabı hâlâ vermiyordu.

"O zaman Aslı yok muydu?!" diye yükseldi bir anda. "Bu kız zaten uzun zamandır benim peşimde! Benim onda gönlüm olsa bu zamana kadar ona gitmez miydim? Gitmedim. Seninle yaşayabileceğim küçücük ihtimale tutundum Defne. Gitmem de! Sen varken de yokken de senden başkasına gitmem ben!"

Gözyaşlarıma hakim olamayınca başımı eğdim. Tüm bunları biliyordum, bana sadece bu akşam neden burada olduğunu söylemesine ihtiyacım vardı.

"Ağlama." Öfkesinin yatıştığı sesiyle mırıldanırken çenemden tutup başımı kaldırdı. "Sana daha bugün gözyaşlarını görmek istemiyorum dedim."

Çenemdeki elini ittirdim. "Keyfimden mi ağlıyorum Poyraz?! Sana tek bir soru sordum, burada ne işin var? Cevap vermek niye bu kadar zor?"

Kendini tutmaya çalışarak dudaklarını birbirine bastırdı. Ardından başını iki yana salladı. "Tamam," dedi. "O kadar zor değil ben sana bunun cevabını veririm. Ama keşke biz bu konuma gelmeseydik de sen bana bu soruyu sormasaydın." Bir adım geri çekildi. "Keşke sen bana böyle şüpheyle bakmasaydın." Derin bir nefes alırken elindeki telefonumdan bir şeyler yaptı. Telefonu sıkmaktan parmak boğumları beyazlaşmıştı. Birkaç saniye sonra yeniden bana yaklaşıp telefonu avucuma bıraktı. Ardından eli yeniden bileğime tutundu. "Gel benimle."

PAMUK ŞEKER (Mahalle Kurgusu)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin