26.Bölüm

85 51 6
                                        

Anlatıcı: Gizem 

Altı gün sonra

Bizde olan kutlamadan sonra Gökhan ile her gün konuştuk. Kızlarla zaten her an birlikteydik. Dün akşam beni Burak aradı. Yarın okul başlayacağı için okul malzemelerini nereden alacağını sordu bende ona eğer isterse birlikte halledebileceğimizi söyledim. Dolayısıyla bugün Burak ile birlikte Kadıköy'e gidiyoruz. Ben metroda buluşmayı teklif ettim ama o ısrarla beni evden alacağını söyledi zaten evlerimizin arası yürüyerek bile üç dakika olduğu için ben de çok ısrar etmedim. Burak iki dakikaya geleceğine dair mesaj atınca ben de ayakkabılarımı giyip kapıda beklemeye başladım. O sırada bizim evin önüne bir motor yaklaştı. Kafasında kask olduğu için kim olduğunu anlayamıyordum. Motorla gelen çocuk kaskını çıkarınca o kişinin Burak olduğunu anladım. Bu çocuk beni şaşırtmayı başarıyordu. Bana kaskı uzatana kadar motorla gideceğimizi düşünmüyordum. Daha fazla şaşkınlığımı içimde tutamayarak konuşmaya başladım. 

- Şaka yapıyor olmalısın.

- Hangi konuda?

- Ben ve motor konusunda.

- Korkuyor musun?

- Daha önce hiç binmedim. 

- O zaman atla. 

- Dikkatli sür.

- Gizem iyi sürücüyümdür ayrıca kendime güvenmesem binmene izin vermezdim. 

Gelen güven hissiyle motorun arkasına bindim. Motor hareket etmeye başladığı ilk an çok korkmama rağmen alıştıktan sonra aşırı eğlenceliydi. Motordan indiğimizde Burak'ın iyi bir sürücü olduğunu anlamıştım. Burak merakla sordu.

-Nasıldı?

- Bu çok güzel. Ben de öğrenmek istiyorum. 

-  Bu ne kadar hızlı bir karar değişikliği oldu böyle. 

- Ben de böyleyim. Ama merak etme yakında alışırsın. 

- Benim bir şikayetim yok. Ben daha önce hiç buraya gelmedim eğer zamanın varsa biraz gezebilir miyiz?

- Zamanım var. Aç mısın?

- Her zaman.

- O zaman seni İstanbul'un sokak lezzetlerinden biri ile tanıştırmanın zamanı. 

- Ne yiyeceğiz?

- Kokoreç 

- Ben yemem.

- Bu ne ön yargı?

- Gizem daha makul bir şeyden başlasak?

- Tantuni o zaman ya da midye tava. Hangisini istersin?

- Midye tava.

Kadıköy'de en iyi midye tava yapan yere doğru yürümeye başladık. Yol boyunca geçtiğimiz her yeri dikkatle inceliyordu Burak. Doğruyu söylemek gerekirse buraya çok çabuk alışmıştı. Ben olsam bu kadar kolay alışamayabilirdim. Sonuçta yıllardır yurt dışında yaşamış ve eminim buradaki her şey ona farklı geliyordur. O yüzden bugün ona biraz yardımcı olacağım. Hafta sonu ne yapabilir ya da yiyebilir hepsini en iyi yerinde göstereceğim. Biraz yürüdükten sonra yemek yiyeceğimiz restorana geliyoruz. Hissediyorum ki Burak heyecanlı. Birer porsiyon midye tava sipariş ettikten sonra bana Kadıköy hakkında sorular soruyor. O sırada midyeler geliyor ve yemeğe başlıyoruz. Ben merakla Burak'ın yüzündeki ifadeye bakıyorum çünkü bu tat herkese uygun olmayabilir. Ama Burak iştahla midyeyi yiyor. Konuşmaya başlıyor. 

- Gizem bu çok güzelmiş. Birkaç tane de midye dolma mı yesek?

- Olur. Ben sen kokoreç yemem deyince ağız tadını bilmeyen biri zannetmiştim ama biliyormuşsun. 

-Gizem sakatat türevine biraz ön yargılıyım o kadar.

- Merak etme ön yargılar yıkılmak içindir. 

Yemeklerimizi yedikten sonra Burak'ı sevebileceğini düşündüğüm için müzik aleti satan dükkanların olduğu bir pasaja götürdüm. Bu pasajda bir sürü küçük müzik mağazası vardı. Tahminlerimde yanılmadım Burak burayı baya sevdi ve birlikte birkaç tane mağazaya girdik. Pasajdan çıktıktan sonra benim çok sevdiğim şekerciye gittik. Bu dükkana her gittiğimde kendimi kaybediyordum ama yapacak bir şey yoktu. Burak pirinç şeker kavanozlarına büyülenmiş bir şekilde bakıyordu. Ona benim çok sevdiğim şekerlerden tattırdım. O kadar beğendi ki kendisi için de bir miktar aldı. Daha sonra onu tarihi bir pastaneye götürüm. Burası benim çok sevdiğim bir yerdi dolayısıyla onun da sevebileceğini düşündüm. Burak beğendiğini ifade ederek konuşmaya başladı. 

- Gizem burası saklı kalmış cennet gibi. Menüden ne seçeceğime karar veremedim.

- Karar vermene gerek yok ben senin yerine seçtim. Bazı yerlerin kuralları vardır. Burada mutlaka profiterol yemelisin. Yazın bu değişiyor ama onu da eğer yazın birlikte buraya gelirsek tadarsın. 

- Valla ben seninle gezmekten memnunum. Az önceki akide şekerleri efsaneydi. Eminim şimdiki tatlı da güzeldir. 

- Burak tatlıları yedikten sonra kitap işini halletmeliyiz. Zaten kitapçı siparişlerimizi hazırlarken seni bir yere götüreceğim. 

- Orada ne var?

- Eski şeyleri sever misin?

- Bayılırım. Hatta eski kitaplara özel bir ilgim var. Sanki böyle göz yaşlarını, mutlulukları her şeyi üstlerinde taşıyorlar.

- O zaman seni götüreceğim yere bayılacaksın. 

- Merakla bekliyorum.

Tatlılarımızı yedikten sonra kitapçıya gittik. Onlar kitapları hazırlarken bizde Burak ile birlikte sahafa gittik. Tozlu rafların arasında kaybolmak benim için çok güzeldi. Arka planda çalan müzikler de ortama ayrı bir hava katıyordu. Ben birkaç kitap seçtikten sonra gözüm Burak'a takıldı. Plaklar ve kitapların arasında kendini kaybetmişti. Onu rahatsız etmeden kitapları satın aldım. O sırada Burak normal hayata dönmüştü. O da alacaklarını aldıktan sonra siparişlerimizi almaya gittik. Kitapçıdan çıkarken gözüm köşedeki salep satan kafeye takıldı. Burak'a birkaç dakikaya geleceğimi söyleyip yanından ayrıldım. İki dakika sonra elimde üstü silme tarçın dolu iki bardakla Burak'ın yanına gittim. Burak elimdeki bardağı tereddütle aldı. 

- Daha önce salep içmemişsindir diye düşündüm. 

- Hiç içmedim ama güzel kokuyor.

- Salep dünyanın en güzel kış içeceği. Ben bayılırım. Umarım seversin.

Tadına baktıktan sonra beğendiğini belli eden bir ses çıkardı. Daha sonra birlikte motora doğru yürüdük. İlk bindiğimde korkuyordum ama şu an hiç korkmuyorum. Hatta belki bir gün bende motor kullanmayı öğrenirim kim bilir. Motorla beni eve bırakırken bizim kapının önünde Gökhan'ı gördüm. Kapının önünde durmuş bize bakıyordu. Yüzünde önce şaşkınlık gördüm sonra da sinir. Neşeli olmaya çalışarak yanına gittim. 

Bir Gizemdir YaşamakBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin