Ömrüm boyunca hiçbir zaman hiçbir kişiden böylesine güzel ve anlamlı bir iltifat almamıştım. Aldığım iltifatlar çoğu kişinin söylediği ve ben de bir şeyler hissettirmeyen tarzdandı. Sadece teşekkür edip geçerdim. Hatta çoğunu unutmuştum bile. Benim için o kadar sıradan ve değersiz cümlelerdi. Ama şimdi ise durumlar değişmişti. Sadece bir buçuk haftadır tanıdığım bir kişinin bana söylemiş olduğu iltifat ile bir duygudan başka bir duyguya atlamıştım. Söylediği şey o kadar naif ve güzeldi ki bu benim büyüleneme neden olmuştu. Bu sözün aynısını bambaşka birisi söylese belki de bu kadar etkilenmezdim. Böyle güzel ve karanlık bir ruhtan çıkacak olan her söz beni etkileyecek tarzdandı.
Bütün kızların aklını alacak her özelliğe sahipti.
Ses tonu,
saçları,
vücudu,
gözleri
ve gülümsemesi. Bunlar tamamen yeterliydi. Bunları taşıdığı yetmezmiş gibi bir de güzel ruhu vardı. Bunu itiraf etmek bana tuhaf geliyordu ama... Emir Kandemir büyüleyici birisiydi.
🌙
Söylediği şey ile afallamıştım ve yüzümde ki gülümseme ifadesi silinmişti. İçimde bir şeyler yanarken saniyelerce ben ona, o bana baktı. Ne ben, ne o bir şey söyleyebildi. Sadece birbirimize bakmaya devam ettik. Sessizlik gergin bir havaya doğru ilerlerken bunun hiçte iyi olmayacağını ve bir şey söylemem gerektiğini fark etmiştim. Ben ağzımı açıp bir şey söyleyeceğim esnada bir gölge ikimizi karanlığa gömdü.
İkimiz de aynı anda karşımızda ki kişiye, Orkun hocaya baktık. "Gençler herkes çadırını kurdu ve yatmaya gittiler. Siz de şimdi uyumalısınız. Çok yorucu bir gün oldu. Çadırınızı kurup hemen uyumanızı tavsiye ederim. İyi geceler." Eğildiği gibi doğruldu ve yanımızdan ayrılıp kendi çadırına girdi.
Bakışlarım Emir'in üzerinde değil ayaklarımdaydı. Ona bakma cesaretim şu an tamamen yok olmuştu. Gözlerimin onunla buluşmasını istemiyordum. Fazlasıyla gergin ve utanç içinde kendimi hissediyordum. Vücudum yanıyordu. Ben bunları düşündüğüm sırada Emir ayağa kalkıp tam önümde durdu. Boğazını tazeleyip ellerini birbirine vurdu.
Bakışlarım onun üzerinde kaçamak halde iken Emir bana değil, çadırlara bakıyordu. "Ben senin ve kendi çadırını kurayım. Sen burada otur. Birkaç dakikaya hallederim." Sesi tonu değişmişti. Tuhaf ama sanki yaptığı bir şeyden dolayı pişman olmuş gibi çıkmıştı sesi.
Ben ise başımı sadece onaylayan şekilde sallamakla yetinmiştim. Aramıza bir anda bir gerginlik ve soğuk rüzgar girmişti. Sebebinin ne olduğunu anlayamıyordum. Susarak onun kalbini mi kırmıştım? O da benden bir iltifat bekliyor olabilir miydi? Hiç değilse bir teşekkür etmeliydim belki de fakat utancım ağır bastığı için sessizliğe gömülmüştüm.
Emir yanımdan ayrıldı. Kendi sırt çantasının içerisinden benim ve kendi çadırını çıkardı. Kendisinin çadırını bir kenara bırakıp benim çadırıma öncelik verdi. Kurmaya dikkatlice ve özenle başladı. Ben onu izlemeye devam ederken vücuduma gelen yorgunluk ve uyku hissiyatı ile esnedim. Gözlerimi yumdum ve uykunun beni beklediğini fark ettim.
Daha bir saat önce falan uyumuştum fakat zaman öyle bir değişmişti ki hep uyuyasım geliyordu. Uyku beni davet ediyordu. Arka cebimden telefonu çıkarıp saate baktım ve saat 02.43'tü. Telefonumu tekrar cebime koydum ve hiç düşünmeden kendimi kilimin üzerine saldım. Hiç çadıra girip uyumama bile gerek yoktu zaten. Burada dakikalar içerisin de uykuya dalabilirdim.
Tek sorun ise rüzgarın acımasızca mağaranın içerisine girip bana vurmasıydı. Hava artık gitgide daha da soğuk olmaya başlamıştı. Benim üzerimde ne bir hırka ne de bir ceket vardı. İnce tişörtümle ve şortumla beraber kendimi kilimle soğuk rüzgara teslim etmiştim. Üşüyordum. Rüzgar bedenimin her yerinde dolaşıyordu. Fakat bunu umursamıyordum. Çünkü uyku beni öyle bir içine çekmişti ki ayağa kalkacak halim yoktu. Hemen uyumak istiyordum. Kendimi bu gerçeklikten biraz da olsa uzaklaştırmak istiyordum. Aslında uzaklaşmak istediğim şey gerçeklikten daha fazlasıydı. Yalnız kalmaktan nefret ediyordum. Çünkü biliyordum ki her yalnız kaldığımda kötü düşünceler beni ele geçiriyordu. Aynı şimdi olduğu gibi...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
İstila
Action"Buradan ikimizin bedeni sağ çıkamayabilir ama sen ikimizin kalbini yaşatıyor olacaksın." Bir yaz kampına eğlenmek için giden yüzlerce genç. Orman da hepsi on beşer gruplara dağılmış. Fakat başlarına geleceklerden hiçbirinin haberi yok. Bir istila...
