"Ölmüş olan çok sevdiğim bir kişiye benziyorsun..."
Bu cümle kulağımda defalarca kez yankılandı. Her yedi kelimesi ben de yeni bir yer edindi. Beni ürkütmüş ve affallattırmıştı. Bununla beraber bir merakta doğmuştu içimde fakat bunun ilerisinde duyacağım cevaplar hiç iyi yerlere gitmeyeceğini hissettiriyordu vücudum bana.
Ölmüş olan sevdiği kimdi? Ne tür bir sevgiydi bu? Arkadaş sevgisi miydi?Ya da daha tehlikeli olan duygusal bir sevgi olan aşk mıydı?
Sevdiği ölen kişi bir dost muydu? Bir akrabası mıydı? Belki ikisi de değildi. Sevdiği bir kız olabilir miydi? Olabilirdi, neden olmasın ki? Ne de olsa bu kampa gelmeden önce de bizden tamamen habersiz, özel bir hayatı vardı. O zaman boyunca da çok sevdiği bir kız olabilirdi. Beni benzettiği kişi ölmüş olan sevgilisi ya da sevdiği ise o zaman kendimi kötü hissederdim. Çünkü onu hatırlatıyor olmamla beraber onu kim bilir üzüyordum da.
Fakat en kötüsü ise beynimi sardığında bunun asla olmamasını umut ettim.
Emir sadece ölen sevdiği kişiye benzediğim için beni bu kadar sevip koruyor olabilir miydi?
Bu olmamalıydı. Eğer bu sorunun cevabı evet ise Emir'le bu zamana kadar yaşadığım her şey bir sahtelikten ibaretti. Emir'in gözünde ben bambaşka birisi olarak görünmüş olabilirdim. Belki de beni kendince o kişiye dönüştürüp kendini tatmin ediyordu. Ben onun için ben değildim belki de. Ben onun için başka bir sevdiği insandım belki de.
Bana bu kadar yakın davranmasının sebebi bu olabilirdi ve bunun olma ihtimali bile bana yeterince acı veriyordu.
Emir'le yaşadıklarım koca bir sahtelikten mi ibaretti?
Emir'in hayatında Azra değilde başka bir rolü üstleniyor olabilirdim.
Belki de Emir için hiçbir zaman Azra olmamıştım...
Bu uzun düşünceler sadece yarım dakika kafamda dolaştı. Dışarıdan sessizdim. Ancak içim ses kirliliği yapacak kadar fazlaydı. Bu düşünceleri ve sesleri ise yarım dakika sonra kendime gelip Emir'in gözlerine tekrar kenetlediğimde kestim.
"Sevdiğin kişi kimdi?"
Emir sorduğum soruyla beraber yüzünde ki gerginlik gittikçe daha da genişlemişti. Beti benzi atmış bir halde bakışlarını benden çekti ve rahatsız bir şekilde zor olan derin bir nefes aldı. Oturduğu sandalyenin üzerindeyse pozisyonunu değiştirdi ve daha dik bir konuma geldi. Başını ise her zaman olduğu gibi eğmişti. Bir eli ise boynundaydı. Kaşlarını çattı ve bir kaç saniye boyunca derin nefesler alıp verdi. Bu esnada alnında ki terlerde gittikçe arttı.
"Ölünün arkasından konuşmayı sevmem."
Bir anda sandalyeden kalktı ve elleriyle yüzünü kapatıp derin nefesler alıp vermeye devam etti. Bununla beraber odanın içinde bir yuvarlak içerisinde dolanmaya başladı. Göğsü de bununla birlikte bir inip kalkarken bu telaşlı hali beni gittikçe daha da geriyordu. Sorumdan bu kadar endişeyle kaçınması ise tuhafıma kaçtığında "Şuan çok tuhaf davranıyorsun Em-" diye söylendiğim esnada Emir lafımı sesini yükselterek böldü.
"Lütfen bu konuyu kapat."
Ellerini yüzünden çekip bana yukarıdan anlamlandıramadığım endişeyle baktığında cevap vermek yerine susmayı tercih ettim. Emir şuan öyle bir tuhaf davranıyordu ki sanki bir katildi ve suçüstü yakalanmış gibi panik içerisinde saçma davranışlarda bulunuyordu. Bu yaptığı ise ona daha fazla gereksiz şüpheyle bakmama neden oluyordu. Emir benden bir şeyler saklamaya devam ediyordu. İlk başlarda buna tamam demiş olsam da artık gittikçe tahammül sınırımın sonuna geldiğini hissedebiliyordum. Çünkü ben Emir'e tüm benliğimle güvenirken Emir benden hâlâ bir şeyler saklıyordu ve bu ister istemez kalbimi kırar bir hale gelmişti.
Ben bunları düşündüğüm sırada bir anda gökyüzünden duymaya alıştığımız bir ses çıktı. Bu ses gökyüzünün kararmasına sebep oluyordu ve yine öyle olmuştu. Hava bir anda tamamen kararmıştı ve Emir'le karanlığın içinde birbirimizi göremez hale geldik.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
İstila
Action"Buradan ikimizin bedeni sağ çıkamayabilir ama sen ikimizin kalbini yaşatıyor olacaksın." Bir yaz kampına eğlenmek için giden yüzlerce genç. Orman da hepsi on beşer gruplara dağılmış. Fakat başlarına geleceklerden hiçbirinin haberi yok. Bir istila...
