İtaatsizlik

330 46 89
                                    

Harry söylene söylene, ayaklarını yere vura vura odasına çıkıp eşyalarını toplamaya başlarken Sirius'ta peşinden gelmişti.

"Harry," diyerek valizinin üstüne küçük bir çerçeve koydu. "Bu da ne Sirius?"

"Sana küçük bir hediye."

Harry çerçevenin içinde oynayan fotoğraftaki adamı tanıyordu. Yıllardır babası bildiği James Potter'dı. Ama yanındaki kadını tanımıyordu. Güzel kahverengi saçları ve büyük bir gülümsemesi vardı. Fotoğrafta sürekli değişen komik pozlar ve sonunda büyük bir kucaklaşma vardı. İşte o an kadının neşeyle parlayan gözlerini fark etti.

"Bu o mu?"

"Evet. James ve Mary. Bizim mezun olduğumuz sene Mary Londra'dan bir fotoğraf makinesi aldı ve onu biz kendimize göre ayarladık. Sonra böyle bir albüm dolusu fotoğraf çekindik. Bu o fotoğraflardan en sevdiğim diyebilirim. İkisi de çok mutlu ve ben onların olduğu bir evde geçirdim özgür olduğum son yılları."

"Sirius ama bu senin için değerli."

"Bir kopyası bende var. Bu artık senin. Hadi hazırsan aşağı inelim. Ayrıca Snape canını sıkarsa haberim olsun."

"Merak etme asıl ben onun canını sıkacağım."

"İşte bu, James. Aferin."

Harry sabahtan beri aklında olan bir konuyu son anda tartarak vaftiz babasına söylemeye karar verdi. "Hastaneye onu ziyarete gitmemiz mümkün mü?"

"Mümkün yani senin için mümkün. Benim durumumu biliyorsun. Hem Mary'nin yanına belli isimler dışında kimseyi almıyorlar diye biliyorum. Özel korunuyor."

Harry ensesini kaşıyarak fotoğrafta gülümseyen kadından kaçırdı bakışlarını. "Peki kimler görebiliyor?"

"Eşi bu durumda Snape ve bir de Bayan Potter yani annesi. Ama Remus onun uzun bir süredir İngiltere'ye gelmediğini söyledi."

"Anladım. Sağ ol yine de." Sirius konuyu dağıtmak için kolunu çocuğun omzuna attı ve ikili gülüşerek aşağı indi.

Severus salonun ortasında sonsuz bir volta turuna katılmış gibiydi. Bir sağa bir sola aynı çizgide gidip geliyordu.

"Hastaneye mi gittin Severus?" Adam olduğu yerde durdu ve tek kaşını kaldırarak okul müdürüne döndü.

Tüm bu insanların içinde daha fazla konuşmak istemiyordu ama ihtiyar bilerek üstüne geliyordu.

"Dün ki cübben var üstünde. Aceleyle çıkıp gidişin, Regulus'a verdiğin mektuptaki St. Mungo işareti de gözümden kaçmadı. Oraya gitmemen konusunda anlaştığımızı sanıyordum."

"Acil bir durumda bu konuyu rafa kaldıracağımı söylemiştim."

"Acil bir durum mu oldu? Bana bildirmediler."

Severus cübbesinin kol düğmelerini düzelterek birkaç saniye kazandı. "Önemli bir gelişme oldu. Bunu da bana bildirdiler. Eşi olarak bilmeye hakkım olduğu için. Başka sorun var mı?"

"Oraya gitmemelisin. Tüm görevini tehlikeye atıyorsun."

"Hangi görev? Karımı öldürmem gereken görev mi?" Yaşlı büyücü sustuğunda Severus cübbesini savurarak dış kapıya ilerledi.

"Neyi bekliyorsun Potter?"

Harry bir elindeki küçülttüğü valize bir de adama baktı ve ağzındaki baklayı çıkardı.

"Onu ziyarete gitmek istiyorum. Mary'i."

Severus "Ne?" der gibi tek kaşını kaldırdı ve çocuğa döndü. Adam daha dudaklarını aralamadan Albus Dumbledore bunun gerçekleşmeyeceğini kesin bir dille bildirdi.

SAUDADEHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin