‘’Herif tamam. Yarım gün uyur. Net.’’ dedi antikacının sahibini bayıltıp dükkanın arkasındaki özel kalkanlarla kuşattığı koltuğa yatırmaktan dönen seherbaz Roux.
‘’Güzel!’’
Cadının duygudan yoksun sesi her konuştuğunda adamın tüylerini diken diken etse de duruşundan ödün vermeden arkadaşının yanındaki yerine geçiyordu her seferinde.
‘’Benimle geleceksin. O piç kurusu eğer ordaysa onu alıp dolapla geri döneceksin. Götürmen gereken yeri zaten biliyorsun.’’ deyip adamın konuşmasına fırsat vermeden dolabın kapaklarını açtı.
Yüzüne çarpan geçmişten gelen sihrin gücü başını döndürmeye yetmişti. Tuttuğu dolap kulplarında birkaç saniye kalıp dolabın içine girdi.
Yanındaki boşluğa zaman kaybetmeden yerleşen Lenard, cadının her an onu bir yerlerde bırakıp gideceğine emindi. Dile getirmese de kadının başka planları vardı. Sadece Helen’i bulmak istemiyordu. Bunun ardındaki herkesi yok etmeye ant içmiş gibi gözüküyordu.
‘’Dediğimi ikiletirsen seni lanetlerim ve aç köpeklerin arasına bırakıp gelirim.’’ dedi, zümrütleri arkadaşının aklında dolaşan her düşünceyi duymuş gibi bakıyordu.
Lenard, yanında bir paketle birlikte geri dönerse eğer dolabı tekrar kullanıp cadının yanına gidebilmek için cebindeki sahte galleonu ovuşturdu. Hermione’den aldığı ve Snape çocuklarıyla ortak ilgilenmek zorunda kaldıklarında kolayca haberleşmek için Regulus ile kullanmak için farklı büyülerle kuşatmıştı. Parayı ovuşturduğu an karşı tarafın parası ısınıyor ve konumuyla ilgili bilgiler paranın üzerinde beliriyordu. Adamın onları bulmasını umarak en nefret ettiği geçit yolculuğuna hazırlanmak için gözlerini kapattı. Jay’in takım arkadaşını çaldığı için onu affedeceğini düşünmesi de ikinci bir umuttu. Savaşa hazırlanan biri için bu kadarı belki de fazlaydı.
Bahçedeki bahçıvan kulübesinde yanıp sönen ışıkları kimse görmedi. Antikacı dükkanındaki dolap boşalırken Riddle evinin bahçesinde iki siluet belirdi.
Söylene söylene karanlıkta onlara doğru yürüyen Dylan bir anlığına gördüğü zümrüt gözlerin hayal olup olmadığını anlamak için etrafına telaşla baktı. Bulanık bir şekilde gördüğü Lenard’ın yüz hatlarıyla gözlerini ovuşturdu.
‘’O aptal herif yüzünden kafamı vurdum sanırım.’’ dedi. Boynunda hissettiği sıcak nefesle geriye doğru tek bir adım atamadan cadının soğuk hançeri soluk borusuna dayandı.
Bir saat önceye kadar kendi boğazında olan hançerin Dylan’ın nefesini kestiğini gören adam bu gecelik tatmin olmuşa benziyordu.
Eğlenerek ölüm yiyene yaklaşıp çenesini tuttu. ‘’Sahte isimle seherbaz olmak… Artık önüne geleni alıyorlar demek ki bakanlığa.’’
‘’Ben demiştim ama, değil mi Dylan. Bu adama güvenme Lenard dedim ama.’’ dedi cadı hançeri biraz daha bastırarak.
Kadının dudaklarından kendi ismini duyan ölüm yiyen çırpınmaya başladı. ‘’Buradan çıkabileceğini mi sanıyorsun Annabel. Seni öldürmek için can atan o kadar insan var içerde. Lord seni sağ koyar mı sanıyorsun?’’
‘’Beni düşünmen ne büyük incelik ama şu an en çok kendini düşünmen lazım.’’ dedi ve adamın Karanlık Lord’a haber göndermesine izin vermeden bayıltıp Lenard’ın kollarına bıraktı.
‘’Ne yapacağını biliyorsun!’’
Adam başıyla selam verip asasının ucunda süzülen adamla birlikte yeniden kulübeye döndü.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SAUDADE
FanfictionOğlumun en yakın düşmanı ben miyim? *Severitus Hikayesi* *Bu bir hayran kurgudur. Harry Potter J. K Rowlinge aittir.
