Sabah uyandığımda saat 7.45'i gösteriyordu ve geç kalmıştım. Hemen kalkıp üzerimi değiştirdikten sonra garaja indim ve annemin arabayı alacağını söylediğini hatırladım. Okula geç kalmak istemiyordum çünkü bugün Dilyar'ın gösterisi vardı ve anne babası yerine bakıcısı geleceğinden, bana ihtiyacı vardı. Bu saatte taksi bulamayacağım için evimize 3 dakikalık mesafedeki dolmuş durağına koştum. Neyse ki çok beklemeden dolmuş gelmişti. Ücreti ödeyip arkalara geçmiştim ve birinin bana bakıp gülümsediğini gördüm. Böyle şeylerden hiç hoşlanmazdım ve "Ne oldu beyefendi, neye gülüyorsunuz acaba?" dedim kaşlarım çatık bir şekilde. "Heyecanlanmanız, telaşınız çok hoş. Ona gülüyorum hanımefendi." dedi gülmeye devam ederek. Kumraldı ve kahverengi gözleriyle bana bakıyordu. Saçları üç numara, 1.90 boylarındaydı ve boynunda çapraz bir çanta vardı. Kafamı çevirmiştim ve anaokuluna geldiğimizde aşağıya inmiştim. Birden yağmur bastırmıştı. Yağmur yağmasına rağmen ıslanmıyordum. Erdim mi diye düşünürken, kafamın üstündeki şemsiyeyi fark etmiştim. Arkamı döndüğümde dolmuştaki adamın şemsiyeyi bana doğru tuttuğunu gördüm. "Hiç gerek yoktu." dedim ve arkamı dönüp koşar adımlarla okula girmiştim. Gösteriye yetişmiştim ve Dilyar'la göz göze geldiğimde göz kırpmıştım ve sessizce 'Başarılar' demiştim. Sıra Ona geldiğinde, yaşar gibi şiirini okumaya başlamıştı. Yaşıtları çizgi film karakterlerine bürünürken, kendisi şiir okumayı tercih etmişti. Benim kızım olsa, bu kadar benzerdik herhalde. Gösteri bitmişti ve ayağa kalkıp alkışlamaya başlamıştım. Sahneden koşarak inip boynuma sarılmıştı. Hiç bırakmak istemiyormuşçasına sarılmıştı bana. Dışarıya çıktığımızda müdire hanım yeni gelecek öğretmeni tanıştırmak istemişti. Bu dolmuştaki adamdı. "Dilyar Hanım, yeni öğretmenimiz Yağız Bey. Çocuklara ingilizce eğitimi verecek." dedi. Şaşkın gözlerime hakim olamıyordum. Birden düzelip, "Çok geç kalmadınız mı? Bunca zaman ne yapıyordunuz acaba? Çocuklar geriden mi gelecekler?" dedim omuz silkerek. "Yağız Bey çok iyi, tanınmış bir öğretmendir. Bu arayı kolayca kapatacağına inanıyorum ben. Her neyse birkaç işim var, siz tanışın lütfen." deyip gitmişti müdire hanım. Müdire Hanım çok disiplinli ama güzel huylu bir kadındı. Çocuklar için her zaman en iyisi olsun isterdi. Yağız Bey yaklaşıp, "Bensiz geçen zamanınıza mı üzüldünüz? Beni daha önceden tanımak istiyor gibi bir haliniz var da." dedi alaycı gülümsemeyle. "Ne münasebet! Ben çocukların iyiliği içi.." "Elbette öyledir, siz bu okulun psikolojik danışmanısınız değil mi? İdari işlerle neden bu kadar ilgilendiğinizi anlamadım." demişti. Uzun süredir bu kadar sinirlenmemiştim. "Ah, utanmayın hanımefendi. Daha sizi öpmedim bile, neden bu kadar kızardı yanaklarınız?" Kan beynime çıkmıştı iyice. "Böyle laubali misinizdir hep." dedim. "Hayır, sizi görünce birden böyle oldum. Yoksa bunun adı aşk mı?" "Sizin kadar umursamaz olamayacağım. Umarım derslerde de bu kadar lakayt değilsinizdir." demiştim. Sakinleşmek için bahçeye çıkıp derin derin nefes alıyordum. İşin yok birde bununla uğraş bütün dönem. "Hanımefendi, üşüteceksiniz ne işiniz var burada? Bakın yağmur yağıyor." Arkamı döndüğümde Yağız, elinde bir şalla bana doğru geliyordu. "Sakın, beyefendi sakın bana yaklaşmayın. O şalı da omuzlarıma örtmeyi düşünmeyin hiç." dedim bir çırpıda. "Bu şalı size getirdiğimi de kim söyledi? Ben kendi omuzlarıma örteceğim tabiki de." "Sonradan fikrinizi değiştirmiş olmayın." demiştim gülümseyerek. "Vaay, Dilyar Hanım'a da bakın, dişlerinizi görmek ne hoş. E gülümseyebiliyormuşsunuz siz. Bende doğuştan somurtgansınız zannetmiştim." "Gülümsetenim olmadığı içindir." dedim. "Oysa benle olsanız hep gülersiniz. İnsanları ağlatmak yerine hep güldürürüm de." "Sanırım bu doğru değil, ilk tanıştığımızdan beri sinir oluyorum size. Gülümseme sinir gülümsemesi." "Olsun, sizin üzerinizde farklı bir etki yaratmışım. Ne mutlu bana. Bu bana aşık olmanızı daha da kolaylaştırır işte." demişti. "Çok cüretkarsınız." "Cüretimi sizin güzelliğinizden alıyorum matmazel." Bir kaşım kalkık, yan gülüşümü atmıştım. Fark etmiştim ki uzun süredir böyle gülmemiştim. "Bak işte, çok güzel gülüyorsunuz. Ben değil, şuradaki taşlar bile dile gelir bu bakışlarınıza." Açık sözlüydü ama gerçek düşünceleri bu muydu, bilemiyorum. "Sizi ders anlatırken çok merak ediyorum. Bir gün dersinize girmek isterim." dedim ve gözlerini benden kaçırmadan, "Dikkat edin de, kalbime de böyle kolayca girmeyin. İnanın çıkışınız çok zor olur. Kalbim aralanmış durumda çünkü size." Ciddileşmişti bir an. "Bu kadar şaka yeter. Alay etmeniz bittiyse, dersinize girin siz." demiştim yüzüm hala kırmızıyken. "Şaka olduğunu da nereden çıkardınız? Size aşık olamaz mıyım?" Sesi durulmuştu. Gülümsemesi belirsiz bir hal almıştı. "Olmazsanız iyi olur. Öyle aşık olunmayı hak eden bir insan değilimdir de." demiştim. "Daha önce çok acı şeyler yaşadığınız belli." "Nasıl anladınız?" Göründüğünden daha fazla olgundu sözleri. "Gülüşünüz, çok acı. Acı şeyler yaşayan insanlar güzel gülerler." Hiçbir şey söyleyememiştim. "Ah, neyse. Daha bayağı zamanımız var nasılsa öyle değil mi? Ben derse gireyim. Sizde üşütmeyin lütfen, alın bunu." demişti şalı uzatarak. Genelde duygularımı iyi saklardım ve kolay kolay kimse ne düşündüğümü bile anlayamazdı. Çok farklı şeyler hissetmiştim Yağız'da.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sahilde Bir Bank
RomansaDilyar, hayatı boyunca annesi ve teyzesi tarafından sevgi görüp, dışlanmış bir genç kız. Tahir, hayatı boyunca tek bir kadına kendini adamak için beklemiş yetenekli, yakışıklı bir doktor. Geriye dönüp baktığında çokta güzel anısı olmayan bir genç kı...
