Tahir

68 3 0
                                        

Günlerdir yoğun bakımdaydı. Zamanında Ona koşarken yaptığım kaza gibi, Oda sevdiğine koşarken kaza yapmıştı. Zaman, mekan, kişiler değişmişti ama olay yine aynıydı. Yaşadıklarımı Onun da yaşamasını istemiyordum. Ona daha anlatacak o kadar çok şeyim vardı ki, hiçbirini duyamadan benden gidemezdi. Daha Ona Onu ne kadar çok sevdiğimden bahsedecektim. Burnumda nasıl tüttüğünü, Onsuz nelere katlandığımı anlatacaktım.  Yarım kalmıştı bütün sözlerim, yumru olmuştu boğazıma bütün duygularım. Daha beni sevdiğini bile söylememişti, bu kulaklar ağzından çıkacak iki kelimeye muhtaçtı. Onun için elimden ne geliyorsa yapmaya razıydım ama elimden gelen bir şey yoktu. Sadece dua ettim, gece gündüz uyumadan dua ettim. Dilyar üzülmesin diye, Ona bir şey söylememiştik. Her gün yoğun bakım odasının camekanından gözlerini açmasını bekliyordum. Yanına girmiştim ve yanındaki tabureye oturup yüzüne bakmıştım. 

Bugünüm senden geçti

Zaman geçmeyecek artık

Ellerim kesik, bedenim hissiz

Yarım kalmış bir cümleyim artık

Yarım bıraktın, yarsız bıraktın beni

Yalnız değil ıssız bıraktın beni

Yarım bıraktın, yarsız bıraktın beni

Yalnız değil ıssız bıraktın beni

Ellerini ellerime almaya bile kıyamıyordum. Ona dokunmaya bile cesaretim yoktu. Elleri ellerimden sonsuza dek kopmaması için o kadar dua etmiştim ki. Dışarıya çıkmıştım ve telefonum çalmıştı ve arayan Menekşe'ydi. Dilyar'ın ateşler içinde yandığını söylemişti. Eve koşup, Dilyar'ın yanına gittim. "Ateşi var bu çocuğun, üstünü neden örtüyorsun?" Dilyar'ı kaptığım gibi banyoya götürmüştüm ve ılık bir duş aldıktan sonra üstünü değiştirip yatağına yatırmıştım. Yarı uykulu uyanık bir şekilde, "Baba, bırakma beni." diye sayıklıyordu. "Öğretmenim, n'olur gitmeyin." Dilyar'a öğretmenim diyordu ve Onun yokluğu, Dilyar'ı bile derinden etkilemişti. Onu bu halde bırakamazdım. Ateşini sık sık kontrol etmiştim ve düşmeye başlamıştı. Telefonun sesiyle irkildim. Dilyar'ın yanında uyuyakalmıştım. Telefonu elime alırken, ateşini kontrol etmiştim ve artık iyiydi. Hastaneden arıyorlardı. Dilyar'dan bir haber gelmiştir diye telefonu aceleyle açmıştım. "Alo, evet. Durumu nasıl?" Dilyar gözünü açmıştı. Gözünü açarken yanında olamamıştım. Hemen hastaneye gitmiştim. Hala yoğun bakımdaydı. Tam içeri girecekken Yağız önümü kesmişti, "Giremezsin. Onu yıprattığın yetmedi mi?" "Sen kim oluyorsun da içeriye girip girmeme karar veriyorsun? Çekil önümden!" "Çekilmiyorum! Onu daha fazla üz diye içeri girmene izin vermiyorum!" Sinirlenmeye başlıyordum. Dilyar nihayet gözünü açmıştı ama ben Onu göremiyordum. Dilyar'ın annesi tartıştığımızı görüp yanımıza gelmişti. Günlerdir uykusuz kaldığı gözlerinden belli oluyordu ama mutluluğu yüzünden belliydi. "Yağız, oğlum. Şimdi sırası değil." Bana dönüp, "Daha sonra görürsünüz, şimdi gidin lütfen. Tatsızlık çıkmasın, hadi." Yüreğimi orada bırakarak geri dönmüştüm. Yağız'ın neden bu kadar agresif olduğunu çözememiştim. Çünkü günlerdir Dilyar'ın yanına girebiliyordum. Çok yorulmuştum ve eve gidip dinlenmeliydim.

Dilyar iyileşmiş, eskisi gibi mutlu görünüyordu. Ben Onsuz olamazken, O bensiz daha iyiydi. Bir karar vermiştim ve Onun için artık uzak duracaktım. Yine tutamamıştım ellerini. Elleri ellerimden kayıpta gitmişti. Anladım, bizim kaderimizde, kavuşmak yoktu. Uzaktan izliyordum her gün Onu. Her gün aynı saatte evden çıkar, aynı pastaneye uğrar, ve okula öyle giderdi. Öğle arasında Yağızla birlikte aynı kafeye gider, bir saat oturduktan sonra kalkarlardı. Onunla olmaktan çok mutluydu. Beni hiç özlemiyordu belli ki. Ben Onun hayatından sonsuza dek kaybolmuştum anlaşılan.

Sahilde Bir BankBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin