44.BÖLÜM

26.1K 1.4K 269
                                        

    "Ben vereyim dur." 

    Bilgenin masanın üstündeki suya uzanmaya çalıştığını gördüğümde istemsizce yerimden kalktım. Bilge söylediğimle durdu ve beni bekledi. Masanın üstündeki suyu bardağı doldurup nazikçe uzattığımda hiç bir tepki vermeden elimdeki suyu aldı. Suyunu içip bana tekrar geri verdiğinde onu incelemeye başladım. Çok zayıftı, hemde beklediğimden çok daha zayıftı. Acaba annesi ölmeden öncede mi böyleydi? Bilge bir şey söylemeden tekrardan yattığı yatağa doğru ilerledi ve uzandı. O kadar ruhsuzdu ki bu korkularımı körükledi. Küçücük bir çocuk annesinin ölümüne tanıklık etmişti. Kim bilir nasıl hissetmişti. İlk annemi ve babamı kaybettiğimi duyduğumdan daha kötü olduğuna emindim. Bu yaşıma kadar hala pişmanlıklarla doluydum, yaralarım iyileşmiyordu. Peki bilgede böyle mi olacaktı? Kafamı direk olumsuz anlamda salladım. 

      "Hayır! O benden daha kötü olacak." diye mırıldandım ve o anda elime telefonu alıp Güneş'in kardeşi Nehir'i aradım istemeye istemeye. Onunla hiç bir zaman anlaşamamıştık. Gerek benden yana gerek ondan bilmiyordum. Ama onunla yıllardır tanışmamıza rağmen onu her gördüğümde yüzümü buruşturmadan edemiyordum. Evet ben bencildim ama o benden daha da bencildi. Geçmiş zihnime dolduğunda araya giren ses beni kendime getirdi.

       "Alo." 

      "Nehir, ben İpek." dedim sakinlikle. Karşıda kısa bir sessizlik olurken şaşırdığını hissediyordum.

       "Ne istiyorsun?" 

     Nehir'in nefret dolu sesi kulaklarıma ulaştığında dönüp arkamda boş bir şekilde tavana bakan bilge'ye baktım. Ve o anda büyük bir erdemlik yapıp ses tonumu değiştirmeden devam ettim.

        "Senden bir yardım isteyecektim..." Sustum ve karşıdan bir tepki bekledim.

        "Ne oldu? Kötü bir şey yok değil mi?" Nehir'in ilgiyle konuşması beni cesaretlendirirken odadan çıkıp otelin koridoruna çıktım.

        "Bir çocuk var, biraz psikolojik sorunları var. Hiç konuşmuyor. Ben düşündüm ki sen bu işin eğitimini aldın. Acaba..." 

        "Neredesin?" Nehir, sözümü aniden kestiğinde afalladım. Bu kadar çabuk kabulleneceğini hayal etmemiştim. Adresi tarif ettiğimde 

        "Tamam, 1 saate kalmaz gelirim." dedi. Ses tonu ilk telefonu açtığından daha sakin ve anlayışlıydı. 

         "Teşekkür ederim." dedim minnet dolu bir ses tonuyla. Aslında telefonla ararken her şeye hazırlıklıydım. Beni aşağılayacağını, bana yine nefretini kusacağını, saçma sapan yine konuşacağını düşünmüştüm ama hiç birini yapmamıştı. Bunun sebebinin Güneş olduğunu tahmin ediyorum. Bir kaç şey anlatmış olmalıydı. Bana çocuk kim? diye sormadığına göre.

            "Rica ederim."   Kafamı görmediğini bildiğim halde olumlu anlamda salladım. Nehir telefonu kapatınca sakince kulağımdan telefonu çektim. 

         "Demek ki insanlar gerçekten değişiyor, tıpkı benim gibi..."diye mırıldandım ve tekrar içeri geçmek için arkamı döndüm.

          "İpek!" Duyduğum sesle olduğum yerde kalakaldım. Kafamı çevirip sesin sahibine baktım.

          "Kenn..." dedim şaşkınlıkla ve elimdeki telefonun saatine baktım.  2 saate nasıl Amerika'dan buraya kadar gelebiliyordu? Kaşlarım derinden çatılırken

          "Sen Amerika'ya gitmedin mi hiç?" diye sordum. Yine bana yalan söylemişti.Üstelik tüm sorunlarımız yalan üstüne kuruluyken... Saçı, üstü başı dağınık bir şekilde bana doğru ilerlediğinde gözlerimi kıstım ve soruma cevap vermesini bekledim.

MASUMİYETBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin