Gözlerimi araladım. Etrafıma hızla bakındım. ''Kenn'' mırıltılı sesim, yalnız olduğum odada dolandı. Kalbi durmuştu. Bu gerçek, aklıma hunharca geldiği anda kolumda bağlı seruma rağmen yataktan doğruldum. Onu kaybetmiştim. Boğazım kurumuş, gözlerimden sessizce dökülmeye başlayan yaşlara engel olmadım. Odanın kapısı açıldı. İçeri elinde tepsi ile gelen hemşire ile gözlerimiz anında buluştu. Sadece susuyordum. Kafamda duyulan ses, Kenn Clarck'ın duran kalbi ardında makinenin dışarıya bıraktığı o gürültülü lanet sesten başkası değildi.
Sanki zaman ve dünya o sırada durmuş. Benim kulaklarım ise o sesten başkasına sağır oldu.
''Kenn'' dudaklarımdan dökülen adı. Odada turladı. Hemşire, korkmuş ve endişeli bir şekilde yüzüme bakıyordu. Sanki bildiklerini unutmuştu. Kendini hızla topladı. Elinde ki tepsiyi hızla bıraktı ve yanıma geldi. ''Yaşıyor'' dedi. Bakışlarım, onu buldu. Söylediği şeyi anlamaya çalıştım.
''Yaşıyor'' tekrarladı. Öylece yüzüne bakmaya devam ediyordum. Hemşire, aynı şekilde yüzüme korku dolu, endişeli bakmaya devam ediyordu.
Oturduğum yataktan, hızla kalktım. Hemşirenin üzerimde dolanan, korku dolu bakışlarına aldırmadan odadan hızla çıktım. Kapı önünde bekleyen korumalara baktım. Bakışları hızla beni buldu.
''Nerede o?'' Hızla benimle adımlamaya başlayan, adamın adımlarını takip ediyordum. Hemşire, peşimden geliyordu. ''Kendinize henüz gelmiş değilsiniz. Lütfen yatağa dönelim.'' Kaşlarım anında çatıldı. Adım atmak üzereydim durdum ve hemşireye döndüm. ''Onu görmeden asla durmayacağım. Bana engel olmayın. Yardımcı olun lütfen''
Hemşire, halime kısa bir süre acınası ve üzülen bakışlarını savurdu. Ve sonra
''Peki, tamam o zaman devam edelim.''
Kaç adım sonra, yanına ulaşacaktım. Beni bekliyordu. Buna emindim. Bir oda kapısının önünde hem hemşire hem de koruma durdu.
''Burası'' Hemşire, ben elimi kapı koluna hızla atmak üzereydim.
''Çok kısa kalın lütfen'' Cevap veremedim. Olumlu anlamda başımı salladım. Kenn Clarck'ın kaldığı odanın kapısını açtım. Bir an için, gözlerimi kapatarak yeniden açtım.
Bana güçsüzlüğü pay biçerek, güçlü olmayı öğreten adamdı. Kenn Clarck.
Benim için hayatından bile vazgeçmeye hazır iken, beni en çok yaralayan ve yaralarımı sarmaya çalışan yine oydu. Seviyordu. Peki ben? Beni bu kadar üzen adamı gerçekten sevebilir miydim?
Onu kaybetme korkusuyla yeniden, hızlı atmaya başlayan kalbimin sesini dinledim.
Bir elimi Kenn'in atan kalbinin üzerine kaydı. Bir diğer elimin kendi kalbimin üzerine koydum. Kapalı gözlerimin ardından, bir iki damla yaş süzüldü yanaklarıma.
''Buradayım Kenn, gözlerini aç'' kapalı gözlerimin ardından ona sesleniyordum. Beni duymasını umut ederek, kulaklarımda rahatsız edici makinenin sesi elimin altında, onun atan kalbinin sesini duymama engel oluyordu. Fakat bu, hissettiğim duygu beni buradan alıyordu. Kenn Clarck'ın olduğu diyarlara sürüklenmeme engel olamıyordu.
Şu anda bir rüya görüyordur. Rüyasında kabustan uzak olmasını diledim. Elimin altında atan kalbine sevinen benin, ruhumda açtığı yara ile o anda sızladı. Masumiyetimi benden alan, fakat beni kendi hayatında kararmış, tozlanmış rafların arasında beyazlara bürüyen yeniden o oluyordu. Kendime itiraf etmekten kaçtıklarım, beni ondan kaçmaya çalıştıkça daha çok ona bağlıyordu.
Kenn Clarck, benim masumiyetimin ve artık bu hayatta belki sahip olamayacağım özgürlüğümün zinciriydi. Masumiyetimin zinciri, elimin altında atan kalp peki? O da benim esaretim ile gerçekten pençeleşiyor muydu? Kapalı gözlerimin, arkasında Kenn ile birlikte bir okyanusun kıyısında sadece durup birbirimize bakıyorduk. Sessizliği okyanusun dalgalı sesleri bölüyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MASUMİYET
RomanceMasumiyet; bir genç kadının bedeninde değil yüreğinde yeşerdiğinde anlamlı oldu. Bir erkek masumiyeti o kadının gözlerine baktığında anladı. Değişmedi. Sadece gerçek benliğini bir kadının masumiyetinde buldu...
