Gözlerim kapalı uzandığım yerden sesleri duyuyordum. Kenn'in varlığı bu karanlığa doluştu. Güvende hissediyordum. Oysa bir zamanlar onun yanında güvensizken...Gözlerimi açmaya çalıştım. Onu görmek istedim. Gözlerimde ki siyah bez onu görmemi engelliyordu. Onun ne halde olduğunu görmek istiyordum.
''İpek korkma güzelim buradayım!'' Sesinde ki inanca tutunmuştum.
''Yaklaşma''
Saçlarımdan tuttu. Dudaklarımdan acı bir çığlık koptu. ''Ahh!'' Saniyeler sonra, boğazıma dayanmış soğuk, metal bıçağın varlığını hissettim. Beni öldürecek kadar gözünü kin bürümüştü. Hemen arkamdaydı. Beni zorla ayağa kaldırdı. Saçlarımda ki acı ve boğazımda ki bıçak yüzünden ona uydum.
''Bırak kızı Şerefsiz herif''
''Sakın yaklaşma yoksa onun boynunu keserim!'' Dizlerim kısa bir süre titremişti. Canım acıyordu.
''Seni ellerimle öldüreceğim!'' Kenn'in sesinde ki nefret, yaşlanmış ve dolup taşmış bir adamın çaresizliğini andırıyordu. Çaresizliğini gizlemeye çalışıyordu.
''Her şeyimi elimden aldınız! Bu yanınıza kalacak mı sandınız!''
''Sana ait değildi! Benim hayatım sana ait değildi!'' Boynumda ki soğuk metal, bıçağa aldırış etmeden konuştum. Kafamı kaldırıp kafasına vurmak istedim. Fakat, güçlü kolları ve boynumda ki bıçak buna izin vermiyordu.
''Seni öldürdüğüm anda her şey yeniden bana ait olacak! Eski hayatıma yeniden döneceğim!'' Bıçağın keskinliğini, daha çok hissettim. Boynumdan yavaşça akan kanın sıcaklığı...
Ölümü düşünmeye başladım. Ölmekten korkuyor muydum? O şımarık İpek düşünmezdi. Ölümü...
Ölümle tanışana kadar...
''Sen! İpek öldüğünde her şeyin sahibi olacağını düşünüyorsun! Unuttuğun bir şey var. Sen buradan sağ çıkamazsın! Duydun mu?'' Kenn'in öfke dolu sesi bir katilin en koyu haliydi.
''Onun gitmesine izin ver. Kenn bırak onu gitsin'' Sesim çaresiz. Fakat Kenn'in katil olmasına izin veremezdim.
''İpek ne dediğini senin kulağın duyuyor mu?'' Sesinde ki şaşkınlık, onun iyiliğini istediğimden bir habersizdi.
''Sevgili yeğenim amcasına kıyamıyor.''
''Hayır! Sevdiğim adama kıyamıyorum. Seni adi herif!'' Bunu Türkçe söylemiştim. Kenn'in çatık kaşlarıyla bana baktığını hissedebiliyordum. Türkçe konuştuğum için öfkelenmiş olduğunu tahmin etmek zor değildi. Boynumda akışını hissettiğim kan, sıcaklığını korumaya devam ediyordu.
''O piç, bana dokunacak olursa seni yeniden bulurum! Bu kez seni kimse elimden alamaz!''
Nefes alışverişleri şiddetleniyor. Saçlarımdan daha şiddetli çekiyor. Boynumda ki bıçağın keskinliği o ise hiç azalmıyordu.
''Onu tek bir şartla serbest bırakırım.''
''Şart falan yok adi herif! Onu hemen bırakıyorsun. Sabrım tükeniyor. Buradan sağ çıkmak istiyorsan onu bırak''
''Kağıtlara imza atacak. Tüm her şey yeniden benim üzerime olacak''
''Alnının ortasına mermi yemek istemiyorsan onu bırakırsın! Hiçbir şeye imza atmayacak!''
Onun bir katil olmasına izin veremezdim!
''Bırak beni! Seni öldürür'' Sesimi kendim zor duymuştum. Fakat o şerefsiz adamın beni duyduğunu biliyordum. Türkçe konuştuğum için yeniden sinirlendiğine emindim. Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bu adam bile ölmekten korkuyordu. Kenn'in gözlerin de ki öfkesi o, bunu görebiliyordu. Onu öldüreceğine inanması zor değildi. Kenn'in ne yapacağını ben bile kestiremiyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MASUMİYET
RomanceMasumiyet; bir genç kadının bedeninde değil yüreğinde yeşerdiğinde anlamlı oldu. Bir erkek masumiyeti o kadının gözlerine baktığında anladı. Değişmedi. Sadece gerçek benliğini bir kadının masumiyetinde buldu...
