Dün geceden sonra bugün okulda bölge lideriyle karşılaşmak pek istemiyordum. Biraz tuhaf bir durumdu. Sarhoş olup depoya kadar gelmiş ve bir şeyler saçmalayıp gitmişti. Birbirimizle karşılaşınca ikimiz de yaşanmamış gibi yapacaktık evet ama yine de tuhaftı.
Arabamı okulun otoparkına park edip geç kaldığım dersime yetişmek için hızlıca merdivenlere yöneldim. Bu hafta ikinci kez derse geç kalmamdı. Uykuyla ilgili ciddi problemlerim vardı.
Merdivenlerden çıkıp giriş kata gelmem ile köşeyi dönerken biriyle çarpışmam bir oldu. Çarpıştığım kişinin kolumdan tutması ile düşmeden anca durabildim. Çarptığım kişiye bakmak için bir adım geri çekildim.
Bölge liderini gördüğüm de istem dışı kaşlarım çatılmıştı. "Kusura bakma seni görmedim."
O ise cevap vermeden yüzüme baktı. Kolumu hala tuttuğunu fark ettiğimde kolumu tutan eline baktım. O da fark ettiğinde kolumu bıraktı. Daha sonra hiçbir şey demeden yanımdan geçip gitti. Arkasından bir süre baktıktan sonra, derse daha fazla geç kalamayacağımdan hızlıca dersliğe gittim.
İki saatlik blok dersin sonunda hoca dersi bitirdiğinde derin bir nefes verdim. Çantamı toplayıp derslikten çıktım. Öğleden sonra dersim yoktu bu da demek oluyordu ki eve gidip uyuyabilecektim. Ama ilk önce bizimkilerin yanına gidip Baekhyun ve Sehun'a arabalarının anahtarlarını verecektim. Artık akıllandıklarını düşünüyordum.
Bahçeye doğru ilerleyip her zaman oturduğumuz çardağa yürüdüm. Çardağa bir kaç adım kala adımın seslenmesi ile arkamı döndüm. Jungkook'un bana doğru geldiğini görünce şaşırmadan edemedim. Yanıma ulaştığında bir süre omzumun üstünden arkaya baktı. Sehun'un ona olan bakışları az çok tahmin edebiliyordum.
Bana bakması için onunla göz teması kurmaya çalıştığım da sonunda dikkatini bana verdi. "Sana bir şey sormak istiyordum. Vaktin var mı?"
Ona bir süre baktıktan sonra onaylarcasına kafamı salladım. Çardaktan biraz daha uzaklaşıp bir banka oturduk. Oturduğumuzda telefonumdan gelen bildirim sesi ile telefonumu elime aldım. Jiyong yanına çağırıyordu. Beni tehdit ettiği geceden sonra onunla hiç görüşmemiştim. O gece aklıma gelince ürpermeden edemedim.
Telefonumu kilitleyip çantama koydum. Çantamı da yanıma koyup ona döndüm. "Seni dinliyorum."
Şu an onun ve benim grubumun bize odaklarından adım gibi emindim. Jungkook'a kaşlarımı kaldırarak baktım. Bir süre hiçbir şey demeden sessizce oturduk. "Beni o gün vuracak mıydın?"
"Ne?"
"O gece," bir nefes aldı. "Göreve gittiğimiz gece. Ormanda silahını bana doğrulttun." Neden bahsettiğini anladığım da o an gözümün önünde canlandı. "Beni gerçekten vurucak mıydın?"
Bir süre cevap vermeden durdum. Derin bir nefes alarak ona döndüm. "Bunu neden soruyorsun?"
Sadece yüzüme baktığında cevap vermeyeceğini anladım. "Hayır." Vurmayı bir an istedim ama hayır. "Seni vurmayacaktım."
Onu vurmayı bir an için istemiştim ama sadece bir an için. O an neden böyle bir şey yapmak istediğimi ben bile bilmiyordum.
Kafasını sallayıp başka bir şey demeden yanımdan kalktığında bende arkasından kalktım. "Buraya kadar gelip sorduğuna göre ilk defa silahla burun buruna geldin sanırım."
Samimiyetten uzak bir şekilde gülerek bana döndü. "Hayır, daha öncede silahla burun buruna geldiğim oldu ama ilk defa o gece silahı tutanın gözlerini yakından gördüm."
Benim bir şey dememi beklemeden arkasını dönüp gitti. Bir süre arkasından baktım. Dediklerinden pek bir anlam çıkardığım söylenemezdi. Jungkook her zaman diğerlerine göre biraz daha soğuk gibiydi. Gelip böyle bir soru sormasını beklemezdim. Grubunun yanına gidene kadar arkasından bakmaya devam ettim.
Onlara bakarken bölge lideri ile göz göze geldiğimde anında bakışlarımı kaçırdım. Ona daha fazla bakmadan çantamı banktan alıp otoparka doğru yürüdüm. Sehun ve Baekhyun'a anahtarlarını sonra verebilirdim.
Arabama yaklaştığımda kilidi açtım. Arkamdan gelen ayak sesleri duymam ile omzumun üstünden sesin sahibine baktım. Bölge lideri olduğunu görünce bir an ki kararla ona doğru yürümeye başladım. Benim burada olduğumu ve beni gördüğünü biliyordum ama o ben sanki burda yokmuşum gibi hiç bana bakmadan arabasına yürüyordu.
Ona doğru gidiyordum ama ne diyeceğim hakkında en ufak fikrim bile yoktu. Bir kaç adım kala durdum. Ona ne diyecektim ki? Dün gece söyledikleri sarhoşluğun sebebiyet verdiği bilinçsizlikti. Kendinde bile değil ki hatırladığını bile sanmıyordum.
Ne yapacağımı bir an bilemeyip arkama dönüp arabama yürüdüm. Yaptığım şey tam anlamıyla aptallıktı ve ben bir an önce burdan çıkmak istiyordum. Şu an durup bana baktığının farkındaydım. Daha fazla rezil olamazdım herhalde.
Aceleyle arabama binip, arabayı çalıştırdım. Park yerinden geri geri çıkarken son anda arkamda duran arabayı görebildim. Ani bir şekilde frene basarak durdum. Dikiz aynasından baktığım da bölge liderini arabasından inerken gördüm. Bende kapıyı açarak arabamdan indim. "Ne yapmaya çalışıyorsun?"
"Kaçıyorsun galiba."
"Neden kaçacakmışım?" Evet, belki biraz kaçıyor olabilirdim.
Gamzesini göstererek güldü ve ben bir an o gülüşte bir an kayboldum. Neden böyle hissettiğim hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu ama bu his hoşuma gitmemeye başlıyordum. Onu takmamaya büyük bir çaba sarf ederek arkamı dönüp arabama yöneldim.
Kapıyı açtığımda binecekken kapının başka bir el tarafından kapatılması ile irkildim. Şu an bölge lideri ve arabam arasında kalmıştım.
Son yirmi dört saattir fazla yakınlık içerisindeydik ve bu beni fazlasıyla geriyordu. Ona bakmak için kafamı kaldırdığımda onun da bana baktığını fark ettim. "Nereye kaçıyorsun?"
Kendime geldiğimde iki elimi de göğsüme koyarak ittim. Hareket etmemişti ama en azından denemiştim. "Ne saçmalıyorsun sen? Kaçtığım falan yok."
"Sıkıştırıldığında o herkese gösterdiğin asiliğin yıkılıyor. Bunu fark etmiş miydin küçük?"
Bu sefer biraz daha güç kullanarak ittiğimde bir adım geri çekildi. "Bana bir daha küçük deme demiştim."
Arabayla onun arasından çıktığımda o hala bana bakmaya devam ediyordu. Onu umursamadan arabama bindim. Bu sefer beni durdurmamıştı ama hala arabamın yanında duruyordu.
Camı açtım ama dönmeden konuştum. "Arabanı çek şurdan, acelem var."
İki kolunu cam yerine koyarak eğildi. "Ya çekmezsem?"
En sonunda dayanamayıp ona baktım. Yüzünde daha deminki sırıtışından eser yoktu ama onun aksine benim yüzümde bir sırıtış oldu. Arabayı çalıştırarak sanki arkamda araba yokmuş gibi park yerinden çıktım.
Arabasını iterek kendi arabamı çıkartırken bir an bile gözlerimi gözlerinden kaçırmadım. Arabam yarıştan sonra zaten yeterince mahvolmuştu ve hala tamire götürememiştim. Ama yüzünde ki o ifadeyi gördükten sonra biraz daha mahvolsa sorun olmazdı.
Tamamen park yerinden çıktığımda onun tarafında ki camı açtım. "İşte bu olur."
Ona son kez bakıp iki parmağımı alnıma yaslayıp selam verdikten sonra gaza bastım. Otoparktan çıktığımda gülmeden duramadım. Arabam biraz hasar görmüştü ama o yüz ifadesini görmeye kesinlikle değmişti.
Beni hafife alıyordu ama almaması gerektiğini öğrenecekti.
-----
Lütfen oy vermeyi unutmayın. 🖤
ŞİMDİ OKUDUĞUN
even if i die | namjen
Fiksyen Peminat"Bugün yaptığın şey savaş sebebi biliyorsun değil mi?" Cevap vermeden öylece durdum. Söyleyeceklerinin devamını bekledim. "Ve sen bu savaşı çoktan başlattın, küçük." Elini belimden çekerek son kez bile bakmadan benden uzaklaştığında bir an boşlukta...
