"Ne demek liderliğimi açıklamamı istiyor?"
Şaka yapıyor olmalıydı. Liderlik teklifini ilk sunduğunda üniversiteye yeni başlamıştım ve kadındım. Haliyle çok şaşırmıştım. O topluluk içinde ki tek kadın lider bendim. Teklifini tek bir şartla kabul etmiştim. Hiç kimse liderliğimi bilmeyecekti. Neden liderlik teklifini bana sunduğunu bunca yıl geçmesine rağmen hala bilmiyordum.
Aklıma gelen şey ile kafamı kaldırdım."Bunu herkesin içinde söylemedi değil mi?"
Eğer öyle bir şey olduysa büyük bir çıkmaza girerdim. İnsanların öğrenmesini istemiyordum.
"Merak etme kimse duymadı. Toplantı çıkışında yanına çağırdı. Seninle en kısa zamanda görüşmek istiyor." Bir an duraksayıp bana baktı. "Ayrıca liderliğini bir sonraki toplantıda açıklamanı istiyor."
İşte bu tamamiyle saçmalıktı. Bir anlaşmamız vardı. Bunu öylesine bozamazdı. Neden bir anda böyle bir şeyi yapıyordu ki? Ellerim ile saçlarımı arkaya attım. Sakinleşmem lazımdı. Elbet mantıklı bir açıklaması vardı. Umarım vardır.
Junmyeon'a baktım. Bu durumdan az da olsa memnun gibiydi. "Sen ne düşünüyorsun bu konuda?"
Yaslandığı arabasından kendini iterek bana doğru geldi. "Bu toplantıları daha fazla halledebiliceğimi sanmıyorum. Beni oraya gönderirken bana konuşulacak konular hakkında yeterince bilgi verdiğine eminim ama ben lider değilim. Onlar gibi davranamıyorum. Senin gibi davranamıyorum."
Haklıydı. Çok üstüne gitmiştim. Olmadığı biri gibi davranmasını istemiştim yıllardır. O da hiç bir şey demeden itaat etmişti. Daha fazla üstüne gitmeye hakkım yoktu ama kendimi açıklayamazdım.
Uzun bir süre ikimizde konuşmadık. Dayanamayarak "Ne zaman görüşmek istediğini söyledi mi?" diye sordum.
Gülümseyerek bana baktı. "En kısa zamanda seninle iletişime geçiceğini söyledi."
Kafamı onaylarak salladım. Diğerlerine söylemeliydim. Biz bir gruptuk ve bunu herkesin bilmeye hakkı vardı. "Bir saat sonra herkesi depoda istiyorum." diyerek eve doğru ilerledim.
Hızlıca odama çıkarak sakinleşmeye çalıştım. İnsanların ne düşüneceği umrumda değildi ama bilmelerini istemiyordum. Bunca yıl boyunca kimsenin haberi olmadan sessizce ilerletmiştim liderliğimi. Yatağın ucuna oturdum ve sakinleşmeye çalıştım. Çok şey değişecekti.
Bir saat sonra arabam ile deponun önüne geldim. Kapıyı açarak aşağı indim. Deponun önünde duran arabalara göre herkes gelmişti. Depoya ilerleyerek içerdi girdim.
Girdiğim de rahatsız edici bir uğultu vardı. Hepsi bir ağızdan konuşuyordu. Beni fark ettiklerinde sessizlik oldu. Etrafta kimse yokken liderliğe alışkındım ama başkaları varken nasıl yapıldığını bilmiyordum.
Ortada duran masanın en başına doğru gittim. Oturan herkes ayağa kalktı. Hepsine teker teker baktım. Sandalyeye oturduğumda onlarda benimle beraber oturdular.
Derin nefes alarak konuşmaya başladım. "Junmyeon azda olsa bir şeylerden bahsetmiştir."
Teker teker yüzlerine baktım. Baekhyun, Sehun ve Jongin bu durumdan memnun gözüküyorlardı. Tek memnun olmayan ben miydim? Kyungsoo gözlüklerini düzelterek bana baktı. "Sen ne düşünüyorsun lider?"
"Bunca yıl kimsenin benden haberi olmadı. Öyle de devam etmesini istiyordum fakat işler değişti. Jiyong liderliğimi duyurmamı istiyor. Bundan sonra işler eskisi gibi gitmeyebilir. Az çok siz de bunu tahmin ediyorsunuzdur. Peki buna hazır mısınız?"
Hepsinin yüzüne tek tek baktım. Bana güveniyorlardı, yüzlerinde bunu görüyordum. Liderlerine güveniyolardı.
Irene gülümseyerek, "Sen hazırsan bizde hazırız lider." dedi.
Hazırdım. Zorlanacak mıydım? Büyük ihtimalle ama yılmaya da niyetim yoktu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
even if i die | namjen
Fanfiction"Bugün yaptığın şey savaş sebebi biliyorsun değil mi?" Cevap vermeden öylece durdum. Söyleyeceklerinin devamını bekledim. "Ve sen bu savaşı çoktan başlattın, küçük." Elini belimden çekerek son kez bile bakmadan benden uzaklaştığında bir an boşlukta...
