XXIV

684 60 96
                                        

Karşımda duran Jiyong'u görmem ile olduğum yerde dona kaldım.

Elim hala kapıdaydı. Namjoon arkamda durduğundan yüzünde ki ifadeyi göremiyordum ama Jiyong'un yüzünü çok net bir şekilde görebiliyordum. Yüzü ifadesizdi. Tam olarak gözlerimin içine bakıyordu ve ben bakışlarımı sanki inat ediyormuş gibi kaçırmadım.

Bir adım atarak içeri girdiğinde ben de bir adım geri çekildim. Geri çekilmem ile Namjoon'a çarptığımda refleks olarak kolumdan tuttu. Jiyong'un bakışları kolumu tuttuğu eline kaydı.

Namjoon da geri çekildiğinde Jiyong içeri girmişti. Kapıyı kapatarak bize döndü. Yüzünde hala bir ifade yoktu.

Çok değil bir kaç ay önce Jiyong'un gözlerine asla bakamazdım. Onun karşısındayken kafam hep aşağıda olurdu ama şu an o bir kaç ay önce ki ben kayıplara karışmış gibiydi.

"Yalanlar, yalanlar." Birkaç saniyeleğine Namjoon'a baktı ama tekrardan bana döndü. "Benim biricik hazinemin bana söylediği yalanlar."

Bakışlarını Namjoon'a çevirdi. Bir adım yana kayarak hayatımda kafamı fazlasıyla karıştıran iki adama baktım. Biri yıllardır tanıdığım, sığındığım biriydi. Diğeri ise bir kaç aydır hayatımda olmasına rağmen bana daha önce hissetmediklerimi hissettirendi.

Yıllardır sığındığım adam ona yalan söylediğimi sanıyordu. Belki de gerçekten yalan söylüyordum. Aramızda bir şey yok demiştim. Bu olanlar arkadaşlar arasında olabilecek şeylerdi evet ama biz onunla arkadaş mıydık?

Dün geceye dair bir çok şey silikti ma onu öpmek istediğimi çok net hatırlıyordum. Bir arkadaş arkadaşını öpmek ister miydi? Hiç sanmıyorum.

"Benim en güvendiğim adamımın ilgisini benim hazinemin çektiğini nasıl fark edemedim?"

Bir şey söylemem gerekiyordu. Belki ona olanları olduğu gibi anlatmalıydım, senin üstüme yürümenden sonra gidip barda sarhoş olana kadar içtim ve yanımda Namjoon vardı demeliydim ya da belki yalan söyleyerek kurtulabilirdim ama bir şey söylemem gerekiyordu.

Konuşmak için ağzımı açtığımda Namjoon gülmesi ile kafamı ona çevirdim. "Ben ve o mu?"

Samimiyetten uzak bir şekilde güldü. Kaşlarımı çatarak ona bakmaya devam ettim. Ne demeye çalışıyordu.

"Küçük bir kız çocuğunun benim dikkatimi çekeceğini mi sanıyorsun?"

Söylediği cümleyle içimde bir şeyler kopmuş gibiydi ama ona bakmaya devam ettim. Böyle mi düşünüyordu? 'Seni hafife almışım' diyen adam şimdi de küçük bir kız olduğumu mu düşünüyordu? Gözlerinin içine bakmaya devam ettim ama onun bakışları bir kere bile bana döndürmedi.

"Senin hazinen senin. Onda gözüm yok, olmaz da."

Bir an nefes almakta zorlandım. Kaşlarım bu sefer şaşkınlık ile havalandı. Jiyong'un beni herkesten sakladığı zamanlar aklıma geldi. Herkes beni biliyordu ama kimse beni tanımıyordu.

Çok uzun yıllardır hakkımda böyle söylenmişti. Jiyong'un hazinesi. Hiçbir zaman böyle anılmak istememiştim. Ben kimsenin hazinesi olmak istemiyordum. Ben kendimin hazinesiydim.

"Bunu bilmen güzel." Jiyong birkaç adım atarak yanıma geldi. Bana baktı. "Neden onun evindesin?"

Jiyong'a cevap vermem gerekiyordu ama bakışlarımı ondan çekemiyordum. O ise hiç umursamadan etrafa bakıyordu. Neden benimle ilgilenmişti o zaman? Küçük bir kız çocuğu olduğumu düşündüğü için endişelenmiş miydi?

even if i die | namjenBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin