Davet gününün erken saatlerinde Kwon Jiyong'un ağzından;
Bizim için hazırlanan takım elbiselerine bakarken odanın kapısı açıldı. Gelen kişiye dönmeden takım elbiselere bakmaya devam ettim. Takım elbise giymeyeli uzun zaman olmuştu.
"Annem nasıl?"
Odaya gelen Jay'e seslendiğimde. "Uyuyor." İçki şişesinin kapağını açtığını duyduğumda omzumun üstünden ona baktım. Votkayı bardağına dökerken sorumu yanıtladı. "Dün gece yine kriz geçirmiş."
Ellerimi cebimden çıkartarak pencereye doğru ilerledim. "Şimdi nasıl?"
"Sakinleştirici vermişler. Tüm gece uyumadan ağlamış." Durumu her geçen gün daha da kötüleşiyordu ve bunun için elimizden hiçbir halt gelmiyordu. "Biz gelmeden biraz önce uykuya dalmış."
Artık aldığı ilaçlar da hiçbir işe yaramıyordu. Eski haline bir daha asla dönmeyeceğini biliyordum ama gözümün önünde her geçen gün daha da çökmesini kaldıramıyordum. Her gün, her an birinin şu kapıyı açıp annemin ölüm haberini vereceğine kendimi hazırlamaktan başka elimden bir şey gelmiyordu.
"Babamla konuştun mu?"
Jay'in sorusuna başımı sallayarak yanıtladım. "Konuştum." Çenemle takım elbiseleri gösterdim. "Giymemiz için gönderdi."
Jay içki bardağına masaya bırakarak askı da asılı olan özel dikim takım elbiselere yöneldi. "İşe yarayacak mı?"
"Yarayacağını düşünüyorum."
Şu an sinirliydi. Karşısına çıkarak onu daha da sinirlendirdiğimi biliyordum. Sinirli olduğunda mantıklı düşünemediğini de biliyordum. Bu konuda bize çekmişti. "Onu oraya çekmek için atılan bir yem olduğunu anlayamayacak kadar aptal değil."
"Değil zaten." Jay'e döndüm. "Ama bunun yem olup olmadığını düşünemeyecek kadar sinirli."
Normal bir zaman olsaydı, en yakınlarından biri ölmemiş olsaydı, aradığı herifi, özellikle o heriften intikam almak istiyorsa, hemen ertesi sabah onu nerede bulacağının bilgisi gümüş tepsi de önüne sunulmasını sorgulardı. Ama normal bir zaman değildi.
"Jackson ötecek mi?"
Odanın içinde bulunan tekli koltuğa yöneldim. "Keyfi bilir. Ötse de ötmese de bu gecenin sonunda kafasına sıkılacak."
"Neden Jennie'nin oraya ondan bilgi öğrenmek dışında başka bir sebep yüzünden gittiğini düşünüyorum?"
Koltuğa sırtımı yaslayarak oturdum. "Onew'dan mı bahsediyorsun?"
Beni onaylayarak kafasını salladı. "O çocuk Jennie için önemliydi ve Jackson onu öldürdü."
"Jackson'ı biz öldürmesek bile Jennie'nin onu sağ bırakacağını sanmıyorum."
Jay içkisini yudumlarken bakışlarını benden kaçırdı. "Ne düşünüyorsun?"
İçkisi bardağını kafasına dikerek bitirdi. Daha saat sabahın sekiziydi. Bu saatte sarhoş olmaya çalışıyordu. Bardağı tekrardan doldurmak için mini bara ilerlediğinde onu durdurmadım. İyileşmesi gerekiyordu. Durumu fiziksel bir hastalık ile alakalı olmadığından onunla konuşurken söylediğim her bir kelimeyi seçiyordum. Onu sürekli kısıtlıyor olmak benden, bizden uzaklaşmasına sebep olurdu. Bu da ailemizi toplamaya çalışırken yapılacak aptalca bir hataydı.
İçkisini tekrardan doldurmasını bekledim. "Jackson eğer öterse ölüp ölmemesinin veya kim tarafından öldürülmüş bir önemi olmayacak."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
even if i die | namjen
Fanfiction"Bugün yaptığın şey savaş sebebi biliyorsun değil mi?" Cevap vermeden öylece durdum. Söyleyeceklerinin devamını bekledim. "Ve sen bu savaşı çoktan başlattın, küçük." Elini belimden çekerek son kez bile bakmadan benden uzaklaştığında bir an boşlukta...
