Ne kadar süredir bu karanlık odadaydım bilmiyordum. Zaman kavramını yitirmiştim. Tek bildiğim şey artık nefes almakta çok zorlanıyordum. Burada daha fazla kalamazdım. Güç toplamaya çalışarak oturduğum yerden ayağa kalkmaya çalıştım. Ellerimi yere koyarak yerden destek almaya çalıştım ama nafileydi.
Tekrar gözlerim dolmaya başladığında bir kez daha ayağa kalkmayı denedim. Tekrardan kalkamadığım da kendi kendime küfür ettim. Gözlerim dolmaya başlamıştı ve ben her saniye geçen saniye daha korkuyordum. Namjoon'a bu yaptığını ödetecektim. Beni bu hale getirmenin cezasını çok ağır ödeyecekti.
Sanki şu an karanlık beni içine yutmuş ve ben sonsuz bir karanlıkta kaybolmuştum. Gözlerimi açıp etrafa bakarak bir şeyler görmeye çalıştım. Buradan kurtulmam da işime yarayacak herhangi bir şey aradım ama zifiri karanlıktan başka bir şey yoktu. Gözlerimi tekrardan kapatıp kendimi sakinleştirmeye çalıştım.
"Jennie!"
Sehun'un adımı seslenmesini duymam ile kafamı kaldırdım. Gelmişti. Beni bulmaya gelmişti. Cevap vermek için ağzımı açtım ama Namjoon'a ilk beni buraya kapattığında o kadar bağırarak yalvarmıştım ki artık sesimin çıkacak gücü kalmamıştı.
"Jennie neredesin?"
Bulunduğum odanın demir kapısı açıldığında gözlerimi ışığa alışık olmadığından bir süre açamadım. "Jennie ne oldu sana?"
Minseok'un sesini duymam ile gözlerimi yavaşça açmaya çalıştım ama yine başarılı olamadım. Bir anda bacaklarımın altında ve sırtımda birinin elini hissetmem ile havaya kaldırıldım. Beni havaya kaldıranın kim olduğunu görmek için gözlerimi zorda olsa açtığımda Sehun ile karşılaştım. Merdivenlerden çıkıp depodan dışarıya çıktığımızda ise çoktan güneşin doğmuş olduğunu gördüm.
Ben buraya geldiğimde hava karanlıktı şu an ise aydınlık olduğunu görüyordum. Beni bütün bir gece o odada kilitli tuttuğuna inanamıyordum. Gözlerim ağlamak o kadar yorulmuştu ki daha fazla açık tutamıyordu. Ayrıca saatlerce bağırmaktan sesim neredeyse çıkmayacak seviyeye gelmişti.
"Ne olmuş ona böyle?" İrene'in sesini duymam ile onun da burada olduğunu anladım. Sehun yürümeyi kestiğinde araba kapısının açılma sesini duydum.
"Bilmiyorum. Onu bulduğumuz da karanlık bir odada kilitliydi."
Arka koltuğa boylu boyunca beni yatırdığını hissettim. Artık daha fazla bilincimi açık tutamayacağımı hissediyordum. Oradan çıkmama rağmen hala kendimi güvende hissetmiyordum. Şu an bile kendimi ağlamamak için zor tutuyordum. Ben bu değildim. Beni bu şekilde alaşağı etmesine izin verecek kadar aptal olmamalıydım. Hırslarıma, bir anlık düşünmeden yaptığım davranışlara yenik düşmüştüm.
Yutkunmaya çalışarak cenin pozisyonu aldım. Şoför koltuğunun kapısının açıldığını duydum. Ardından kapandığını. Bir süre sonra üzerimde hissettiğim kalın ceket ile titrediğimi o an fark etmiştim.
"Bilincinin açık olduğunu biliyorum ama konuşamayacak kadar yıprandığını da." Sehun'un sesini duyduğumda ona cevap vermek istedim ama veremedim. Onu dinlemeyi tercih ettim. "Seni bu hale kim getirdi Jen? Sana bunu kim yaptı?"
Bir süre sadece bekledim. En sonunda gözlerimi açtığımda arkasını dönmüş bir şekilde bana bakıyordu. Dilim ile dudaklarımı ıslatarak konuşmaya çalıştım. "Beni eve götür."
Bir kaç saniye bana baktıktan sonra cevap vermeden kafasını sallayarak beni onayladığında önüne dönerek arabayı çalıştırdı. Gözlerimi tekrardan kapattığımda daha fazla uyanık kalamadım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
even if i die | namjen
Fanfiction"Bugün yaptığın şey savaş sebebi biliyorsun değil mi?" Cevap vermeden öylece durdum. Söyleyeceklerinin devamını bekledim. "Ve sen bu savaşı çoktan başlattın, küçük." Elini belimden çekerek son kez bile bakmadan benden uzaklaştığında bir an boşlukta...
