LII

299 33 13
                                        

Bölüme başlamadan kısa bir şey söylemek istiyorum. Bu bölümü okumadan diğer bölüme atlamayın lütfen.
İyi okumalar. 🖤

"Bardağı biraz daha sıkarsan kıracaksın."

Irene uzanarak elimde tuttuğum su bardağı aldığında bakışlarımı tanımadığım bir adamla konuşan babamdan çektim. Burada ne işi vardı? Böyle pislik insanların dolu olduğu bir yere neden davetliydi?

"Jennie." Jisoo elbisesinin eteğini toplayarak yanıma geldi. "Dikkatini kaybediyorsun. Kendine gel."

"Lisa ve Rosé nerede?" 

Bakışlarımı mekanda gezdirdim. Yaş skalası beklediğimden daha düşüktü. Çok fazla genç varis vardı. Mekanda erkeklere göre kadınlar azınlıktaydı. Bu durumda dikkatleri üzerimize çekmemiz kaçınılmaz oluyordu. İnsanlar bizim kim olduğumuzu sorgulamaya başlamadan Jackson'ı bulmalıydık.

"Güvenlik kameraların yerlerini kontrol ediyorlar." diyerek Jisoo sorumu yanıtladı.

Irene yanımda rahatsızca kıpırdandı. "Hazırlıksız geldiğimizi düşünen sadece ben miyim?"

Bu düşüncesinde yalnız değildi. Kesinlikle hazırlıksız gelmiştik. Tek bildiğimiz Jackson'ın buraya geleceği bilgisiydi. Şimdi mantıklı düşününce bu bilgi yetersiz kalıyordu. 

"Olan oldu. İşimize odaklanalım." Jisoo bana baktı. "Özellikle sen. Sana ihtiyacım var Jennie. İhtiyacımız var. Toparla kendini."

Başımı yavaşça salladım. Karşımda duran babam dikkatimi toparlamamı fazlasıyla zorluyordu. Babamın birkaç masa arkasında duran Joy ile göz göze geldiğimde kafasını eğerek mekanın görkemli giriş kapısını gösterdi. Bakışlarımı oraya çevirdiğimde içeri giren Jackson ve yanında babası olduğunu tahmin ettiğim adamı gördüm. 

"Geldiler." Irene önüme geçerek Jackson'ın beni, en azından şimdilik, görmesini engelledi. "Jennie, git." 

Birkaç adım geriye giderek oradan uzaklaştım. Karşısına şimdi çıkmayacaktım. Bunun için biraz daha zamanımız vardı. Beklemediği bir anda çıkarak işimizi hızlı ve kolay halletmek herkese mantıklı gelen bir plandı. Adımlarımı hızlandırarak yalının içindeki merdivenlere yürüdüm. Üç katlı yalının içinde saklanmam için çok fazla yer vardı. Jackson ben karşısına çıkmak isteyene kadar beni göremezdi. 

Merdivenleri çıkmayı bitirdiğimde bir kat daha çıkmayı es geçerek boş olan koridorda adımladım. Loş sarı ışığın altında yürürken yere serilmiş olan krem rengi uzun halı topuklu ayakkabılarımın sesini kesiyordu. Koridorun en sonundaki odaya ulaştığımda kapı kolunu yavaşça indirerek kapıyı açtım. İçeriyi kontrol ettikten sonra içeriye girerek kapıyı arkamdan kapattım. 

Girdiğim odaya göz gezdirdiğimde pahalı olduğunu her halinden belli olan iki koltuk vardı. Duvarlarda tablolar, raflarda çeşitli vazo tarzı eşyalar vardı. Odanın içinde bulunan pencereye doğru ilerledim. Bu gecenin bir an önce bitmesini istiyordum. Sadece bu gecenin değil. Bütün her şeyin bitmesini istiyordum. Her gece ağlayarak uyuyup sabahları bugün ne olacak korkusuyla uyanmak istemiyordum. Sadece huzurlu bir yaşam istiyordum. Namjoon'un, grubumun yanımda olduğu bir yaşam istiyordum. 

Pencereden baktığımda yalının girişinde duran korumaları gördüm. Namjoon ormanın içinde gözükmeyecek ve mekana yakın bir yerde bekleyeceklerini söylemişlerdi. Bunda bir sorun yoktu ama dışarıda olan bu kadar adama görünmeden nasıl içeri girecekleri biraz sorun çıkartabilirdi.

even if i die | namjenBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin