29. Bölüm: Geçmişteki Mesaj
İyi okumalar Bücürler 💚💜
***
Zaman garip bir kavramdı. Yalnızken o kadar yavaş geçiyordu ki yapışkan, ağır bir şekilde akan bal gibiydi ama Berke geldiği andan beri öyle hızlı geçmişti ki bir yaprağın dalından kopuk yere düşmesi kadar hızlıydı. Birkaç günümüz ne olup bittiğini anlayamayacak kadar hızlı geçmişti ve şimdi tekrardan buradaydık: Okulda.
Okulu özledim mi özlemedim mi pek emin değildim. Şahsen sabahın köründe kalkmak bana her zaman zor geliyordu ama okula gitmem için büyük bir motivasyonum vardı. O da Berke'yle koskoca sekiz saat geçirebilmeydi. Okul, eskisi kadar cehennemmiş gibi gelmiyordu çünkü Berke yanımda bebek gibi uyurken burası cehennem değil anca cennet olurdu.
Bütün gece uyuyamadığını söylediği için ona montumu yastık yapmıştım ve ilk günden uyumasına izin vermiştim. Ders anlatmaya hemen başlamış olan tarih hocamız Berke'nin uyuduğunu görünce onaylamaz bir şekilde başını sallamıştı ama yapacak bir şey yoktu. Böyle tatlı uyurken uyandıramazdım.
Gözlerimi birkaç saniyeliğine cam tarafına çevirdiğimde Lara'yla göz göze gelmek isteyeceğim en son şey bile değildi ama şansız yanım kendisini hatırlatmak istiyormuş gibi bir anda gelivermişti. Lara, dik bakışlarını bana atarken gözlerimi ondan çekip perdesi açık camdan dışarıya baktım. Lara'nın bakışları hala bendeydi, hissediyordum.
İnsanlık yapıp özür dilemeyi düşünürken onun pişman olmayıp bir de tek suçlu benmişim gibi bakmasına ne demeliydim peki? Sanırım enayi bendim ama yine de özür dileyecektim.
Berke kıpırdandığında gözlerimi camdan çekip dümdüz bir çizgi halini almış dudaklarına ve yüzüne baktım. Rüya mı görüyordu acaba? Gerçi, rüya görse dümdüz mü dururdu ya?
Elimi dikkatlice uzatıp alnına düşmüş saçlarını usulca ittirdiğimde parmak uçlarım ister istemez alnına değmişti ve bu bir anda elinin bileğimi kavramasına yol açtı. Tarih hocası görmesin diye başımı hafifçe eğip yarım açılmış gözlerine gözlerimi kenetleyerek mırıldandım. "Şşt benim, uyu sen."
Gözlerini kırpıştırıp sıkıca kavradığı bileğime baktı ve serbest bırakıp derin bir nefes aldı. "Kaçıncı dersteyiz?"
"Üçüncü dersin sonundayız."
Hatalarımdan ders almayan biri olduğum için tekrar elimi alnına getirdim ve saçlarını usulca düzelttim. Bu sefer irkilmek yerine yarım açık yeşil gözleriyle bana bakmaya devam etti. Anında kaşlarım çatıldı çünkü sanki ateşi var gibiydi. Elimi biraz daha alnına bastırdığımda meraklı gözlerle yüzüme baktığının farkındaydım.
"Ne oldu?"
"Ateşin var sanki," diye mırıldandım gözlerimi ondan çekip hala ders anlatan hocaya çevirerek. Avucumun içi mi çok soğuktu yoksa Berke mi hastaydı kestiremiyordum. Berke'yi daha önce hiç hasta görmemiştim ama hastaysa kendisi kaşınmıştı. Bu havada tişörtle gezerse tabii hasta olurdu. Koskoca kış ayında onu uzun kollu giyerken sadece bir kere görmüştüm. Bir kerecik...
"Bence benim ateşim yok senin ellerin buz gibi." Elimi alnından çekip koca elleriyle sardıktan sonra sıranın altına çekmiş, dizinin üzerine koyup gözlerini tekrardan kapatmıştı. Koca bir bebekti resmen.
Ellerinin arasında kalmış elim sıcak teni sayesinde saniyesinde ısınırken birinin bana, daha doğrusu bize baktığını fark edip tekrardan gözlerimi cam tarafına çevirdim. Aden artık Lara'yla oturmak istemediği için sırasını değiştirmiş ve benim Berke'yle konuşmadığım dönemde oturduğum sıraya geçmişti. Yanında Alkın vardı ve baya arkadaş olmuşlardı. Lara ise Aden'le eskiden oturduğu yerde, tek başına oturuyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Yeşilli
Teen FictionRüzgar saçlarında dans ederken gözlerimi onun gözlerinden alamıyordum. Çok garipti, sanki daha az önce ondan nefret ediyormuş gibi hissediyordum ama şu an yeşil gözlerine bakarken nefreti hissetmiyordum. "Neden bana öyle bakıyorsun?" Dudakları arası...
