15. Bölüm: Hisler
İyi okumalar bücürler! 💚💜
***
Uçsuz bucaksızmış gibi gözüken çayırın üzerinde, dallarında kan kırmızısı elmaları olan bir ağacın tam altında yatıyordum. Çimler, daha önce gördüğüm çimlerden çok farklıydı; öyle koyu, öyle yumuşaktı ki kokusu da burnuma gelince beni mayıştırıyor ve tatlı bir yaz uykusuna dalmamı kolaylaştırıyordu. Garipti çünkü çim kokusu yerine buram buram nane kokusu burnuma doluyordu. Sanırım çimler naneliydi ya da dur nane yetişmiş olabilir miydi?
Güneşin tatlı, bedenimi okşayan ışınları gözlerimi alsa da yüzümde hiç yok olmayacak bir gülümseme vardı. Baharı ve yazı çok seviyordum ama bir sorun vardı; ben buraya nasıl gelmiştim? Orası bende yoktu, hiçbir şey hatırlamıyordum. Bu çayırın ortasındaki elma ağacının altında buluvermiştim kendimi ama nasıl dönecektim?
Ortam şahane olsa da bazı sıkıntılar vardı. Mesela başım çok fena ağrıyordu. Nane kokusu biraz iyi gelir gibi olsa da sanki biri kafamı çıkartıp ters bir şekilde takmıştı. Neden bu kadar ağrıyordu bu da bilinmeyen şeylerdendi.
Kolumun üzerinde gezinen şeyler hissettiğimde, gözlerimi bembeyaz tavşan şeklindeki bulutlardan çekip, evet hepsi tavşan şeklindeydi, koluma çevirdim ve o an içim huylandı çünkü iki tane böcek kolumda yürüyordu!
Çığlığı basıp yerimden kalkmayı düşünsem de sesimi bulamadım ya da hareket edemedim. Sanki biri beni kapana kıstırmış ya da yere yapıştırmıştı.
Kolumda gezinen böcekler önce omzuma oradan da hiç yolunu değiştirmeden boynuma gelirken ürperdiğimi ve huylandığımı hissediyordum. Sanki başımı diğer tarafa çevirirsem böcekler gelmezmiş gibi bir his uyandığı için sağ tarafıma döndüm ama böcekler saçlarımın arasında girdiğinde kalbim korkuyla attı.
"Pis... pis böcekler. Gidin!" Elimi saçıma uzattığında böceklerin sandığım kadar küçük olmadığını anlamıştım çünkü elime büyük ve sert bir şey gelmişti! Sanırım kalpten gidecektim. Neden Allah'ın unuttuğu bu çayırda, elma ağacının altında oturuyordum. Newton muydum ben ya? Ne arıyordum börtü böceğin içinde?
Bir de bulutlar neden tavşan şeklindeydi? Ve rüzgar neden özellikle boynuma sıcak, adeta birisinin nefesiymiş gibi esiyordu?
"Şşt, böcek değil benim." Boynuma değen nefesine bir de burnu değince tüylerimin ürperdiğini hissetmiştim. Sesi, rüyanın ortasında olan beni gerçeğe döndürecek kadar kadife ve boğuktu. Göz kapaklarım birbirine yapıştığı için açılmasa da uyanmıştım.
Zihnimde kopuk olan sahneler, karman çorman bir şekilde yerlerine yerleştiklerinde bir şeyleri kavramış ve başımdaki ağrının sebebini, midemin bulanmasının sebebini net bir şekilde anlamıştım. Hangi akılla o kadar içmiştim?
Net olarak hatırladığım bir an vardı ki sonsuza kadar uyuyor numarası yapmam gerekecekti. Neden unutmam gereken anları Full HD şekilde tekrar tekrar hatırlıyordum? Neredeydi benim kendine yarayamayan aptal balık hafızam?
Sanki bir aydır uyuyormuşum da her yerim tutulmuş gibi hissediyordum ama kıpırdarsam da Berke uyandığımı anlardı ve ben yürüyen pancara dönerdim. Hangi akılla burada kalmaya karar vermiş, üstüne üstlük sarılarak uyumuştum? Utançtan yok olacaktım.
"Uyumadığını fark edebiliyorum. Gözlerini kıpırdatıyorsun, Bücür."
Gözlerimi sıkıca yumup yüzüstü döndüğümde Berke, belime sardığı kolunu çekmek zorunda kalmıştı ama kısa saçlarımın arasında gezinen parmakları hala yerli yerindeydi. "Uyuyorum ben, sessiz ol."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Yeşilli
Novela JuvenilRüzgar saçlarında dans ederken gözlerimi onun gözlerinden alamıyordum. Çok garipti, sanki daha az önce ondan nefret ediyormuş gibi hissediyordum ama şu an yeşil gözlerine bakarken nefreti hissetmiyordum. "Neden bana öyle bakıyorsun?" Dudakları arası...
