48. Bölüm: Fotoğraf
Şarkı: Taylor Swift - Lavender Haze
"Seninle tavana bakıyorum,
Sen pek konuşmazsın.
Ve benim depresyonuma da pek anlam veremiyorsun.
...
Lavanta sisinin üzerime çöktüğünü hissediyorum.
Gerçeküstü..."
Lavanta Sisi eskiden aşık olmak anlamına kullanılan bir terimmiş. Minik bir dipnot vereyim dedim :*
İyi okumalar Bücürler 💜💚
***
Hayatımın belli bölümlerinde, yaşadığım olayların bir rüya ya da kabus olduğunu düşünmüştüm. Kabuslarım; sanki bir daha hiç iyi şey olmayacakmış gibi üst üste geliyordu ve ben onlardan kaçmak için uçsuz bucaksız yolda, karanlığın orta yerinden uzaklaşmaya çalışıyordum ama karanlık bir kere çevrelediğinde, kaçmak imkansızdı. Tam olarak böyle düşünüyor, kabusa hapsolmuşum gibi hissediyordum ama kötü anlar bir kabus değil aksine hayatın gerçeğiydi. Yürümeyi öğrenmek için nasıl düşmemiz gerekiyorsa mutluluğumuzun kıymetini bilmek için de kötü anlar gerekiyordu.
Belki başka insanlara göre yaşadığım hiçbir şeydi. Sonuçta her zaman benden daha kötülerini yaşayan insanlar olacaktı. Ben, hayatımı bahar esintisi eşliğinde yaşamış biriydim ama karakterim büyük bir darbe yemişim gibi kırgındı. Neden kırılmıştım da hayatı bu kadar dramatize etmiştim bilmiyordum sadece bilmediğim bir sebepten ötürü kırgın olduğum dört yıl geçmişti.
İhanete uğramış, dostlarımı kaybetmiş, kendimden nefret etmiştim. Biri uğruna aynalara küsmüş, saçlarımı saçma sapan bir sebepten kısacık tutmuştum. Hayallerimin peşinden gidebilecekken korkmuş ve kendimi kabuğumun içine hapsetmiştim. Bunu bana birileri yapmamıştı, kendi kendimi bu hale sokmuştum.
Dünyada birçok insan ihanete uğruyor, dostlarını kaybediyordu. Ben de onlardan biriydim yalnızca. O zamanlar çok büyükmüş gibi gelen ve kendimi üzüntüden hırpaladığım her şey şimdi minik bir kesik gibiydi. Yine de en büyük hatam kendime bu kadar yüklenip hayatımı karanlığın içindeymişim gibi yaşamamdı.
Şimdiyse rüya gibi olan bu anlardaydım. Baharı, o güzel çiçek kokularını hissedebiliyordum. İhanete uğramayacağımı bildiğim dostlarım, beni her şeyden çok seven ve düşmeme bile izin vermeyecek bir sevgilim vardı. Hayallerimi gerçekleştirmek için o adımı atmıştım ve şu an ellerimin arasında rüyamın en güzel sahnelerinden biri vardı: Kitabım.
İlk baskının ardından kitabın ilk örneklerini bana kargolamışlardı ve ben, salonun ortasında halının üstüne oturmuş koca kolinin içindeki kitaplarımdan bir tanesini elime alıp gözyaşlarımı akıtıyordum.
Başardın Dila, diyen iç sesim beni daha çok ağlatıyordu.
"Dokunabilir miyim acaba? Daha önce hiçbir arkadaşımın kitabı olmamıştı da heyecanlandım şu an." Bartu, beni daha da duygulandıran ama aslında çok sıradan bir cümleyi kurduğunda titreyen ellerimde olan kitabı göğsüme bastırdım. "Kutudan alabilirsin. Hepiniz bakabilirsiniz bu arada."
Bunu dememi bekliyorlarmış gibi oturdukları koltuklardan kalkıp yere çöktüklerinde gözyaşlarımın arasından güldüm. Nasıl bir anda toplanmıştık bilmiyordum. Tek bildiğim ben okuldayken eve gelen kargoyu annemin alması ve ardından üstünde benim adımın yazdığını haber etmesiydi. Ardından okul çıkışında bütün ekip bir anda eve gelmiştik ve kargoyu açmıştım.
Anneme baktığımda yüksek not aldığımda 'olması gereken bu' dermiş gibi bakan bir kadın değil de bir şey başarmışım gibi bakan gözleriyle karşılaştım ve bu gözyaşlarımın biraz daha yanaklarımı ıslatmasına neden oldu. Belli etmesem de içten içe onun istediği mükemmel kız olmaya çalışırken kendimi parçaladığım anlar olmuştu. Yazı yazdığımı duyduğu ilk zamanlar bunu sadece hobi olarak yapmama ama gerçek bir meslek seçmem gerektiği hakkında konuşup durmuştu. Yazı yazmak, onun için gerçek bir meslek değil de sadece bir hobiydi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Yeşilli
RomanceRüzgar saçlarında dans ederken gözlerimi onun gözlerinden alamıyordum. Çok garipti, sanki daha az önce ondan nefret ediyormuş gibi hissediyordum ama şu an yeşil gözlerine bakarken nefreti hissetmiyordum. "Neden bana öyle bakıyorsun?" Dudakları arası...
