Rüzgar saçlarında dans ederken gözlerimi onun gözlerinden alamıyordum. Çok garipti, sanki daha az önce ondan nefret ediyormuş gibi hissediyordum ama şu an yeşil gözlerine bakarken nefreti hissetmiyordum.
"Neden bana öyle bakıyorsun?" Dudakları arası...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Bölüm Şarkısı: Taylor Swift - The Prophecy
'Please, I've been on my knees Change the prophecy Don't want money Just someone who wants my company'
'Lütfen, dizlerimin üzerine çöktüm Kehanet değişsin Para istemiyorum Sadece bana eşlik edecek birini istiyorum.'
Dila Berin;
Hayallerini kurduğun her şey bir anda başına yıkıldığında insan sudan çıkmış bir balık gibi çırpınırken buluyordu kendini. Zihninde hem fırtınalar kopuyor hem de rahatsız edici bir sessizlik oluyordu. İkisini de istemiyordum, ikisinden de nefret etmiştim. Sadece normal olmak, normal bir hayat yaşamak istiyordum.
Telefonumu kapatmadan önce kimi arayabileceğime baktım. Tekrar buraya dönemezdim ama Berke'ye benim nerede olduğumu söyleyebilecek birini de arayamazdım. Bütün arkadaşlarım Berke'yle de arkadaştı bu yüzden onları elemek zorundaydım.
Numaralar arasında gezinirken Lara'nın adını görmemle beraber duraksadım. Onunla yaşadıklarımız hâlâ zihnimde net bir şekilde dönüyordu ama Berke'nin aklına gelmeyecek biriydi. Sosyal medyada gördüğüm kadarıyla da İstanbul'daydı. Bana yardım eder miydi hiçbir fikrim yoktu ama gururumu ayaklar altına alarak onu aramaya karar verdim.
"Dila?" Telefonu ikinci çalışında açtığında ne diyeceğimi bilemeyerek dudağımı ısırdım ve güneşin batışını izleyerek ilerlemeye devam ettim.
"Merhaba Lara, nasılsın?" Onun telefonu açtığı an onu aramanın iyi bir fikir olmadığını anlamış olsam da telefonu kapatmak için biraz geç kalmıştım bu yüzden acıyan gözlerimi kırpıştırarak boştaki elimi dağılmış saçlarımın arasına geçirdim.
"Ben iyiyim de senin sesin pek iyi gelmiyor. Açıkçası ekranda senin adını görünce biraz gerilmedim de diyemem. İyi misin?" Arkadan duyulan fısıltılara karşılık o kişiyi susturdu ve derin nefes aldı. "Kaya da merak etti. Hoparlöre almam sorun olur mu?"
Kaya'nın da adını duymamla beraber saçlarımın arasındaki elimi boynuma getirdim ve biraz okşayarak nefes almaya çalıştım ama boğazımda bir filtre varmış da ben nefes alamıyormuşum gibi hissediyordum. "Olur, alabilirsin."
Birkaç saniye içinde Kaya'nın da sesi kulaklarımı doldurduğunda gözyaşları tekrar yüzümü ıslatmaya başlamıştı. Yoldan geçen insanlar, sanki ilk defa ağlayan birini görüyormuş gibi bana garip bakışlar atarken gözlerimi batmak üzere olan gökyüzünün pembeliğine çevirdim. Artık turunculuk gitmiş, yerini tatlı bir pembe bırakmıştı.