46. Bölüm

370 24 820
                                        

46. Bölüm: Duruşma (Part: 2)

İyi okumalar Bücürlerr 💚💜

***

Dila'dan;

Daha önce ne bir duruşma görmüş ne de adliyenin bahçesine girmiştim. Hatta karakolun içini bile bilmiyordum ama şu an yanımdaki çocuk için duruşmaya girmiş, tanık bile olmuştum. Biraz sonra ne olduğunu öğrenecek ve hayatımızı ona göre şekillendirecektik. Berke'nin normal şartlar altında duruşmayı kazanmama ihtimali yoktu ama ailesi şehrin hatta ülkenin seçkin iki avukatıydı ve elleri kolları uzundu. Berke'nin kaybetmesi demek, bizim bir kafese hapsolmamız demekti çünkü başımızda uçuşan akbabalar artık bize ciddi anlamda saldıracaktı.

Hiçbir zaman kafeste yaşayacak kadar değişik bir hayatının içine gireceğimi düşünmemiştim. Herkes gibi normal bir hayat, evden işe ve sevdiğim insanlarla konuşarak geçirdiğim bir hayat dilemiştim. Kimsenin onlarca korumayla gezmeli bir hayat istediğini düşünmüyordum çünkü bu korumaların hepsi, sizi tehlikelerden korumak için vardı. Koruman varsa tehlike de vardı ve ben böyle bir hayat istemiyordum.

Ama duruşmanın sonucunda adalet değil de para kazanırsa ve böyle bir hayatın içine atılmak zorunda kalırsam itiraz etmeden bu hayata adapte olurdum. Berke'yi öylece bırakamazdım. O da böyle bir hayatı istemiyordu, yeşil gözlerinin içindeki yaşama isteğini ve yaşayamadığı onca şeyi görebiliyordum. Böyle bir hayata tutsak olursa onu yalnız bırakmam ve yanına otururdum çünkü şu an ondan daha değerli hiçbir şeyim yoktu.

Berke, düşüncelerimin ona dokunduğunu hissetmiş gibi dudaklarının arasındaki karton bardağı çekip gür kirpiklerinin altından bana baktı. Sert kahvenin kokusunu hissedebiliyorken bakışlarımı gözlerinden çekmeyip tebessüm ettim.

"Ne düşünüyorsun?" diye sordu. Bir şeyler düşündüğümün farkındaydı ama tam olarak ne düşündüğümden bir haberdi. Ona kaybedersen bile bu hayatta varım demek istedim, düşüncelerimi söylemek istedim ama bundan vazgeçtim çünkü moralini düşürmek istemedim. Kaybedeceğini düşündüğümü sanmasını istemiyordum ama kendimi kötüye de alıştırmadan edemiyordum. Biraz sonra olacaklar beni korkutuyordu.

"Çok şey. Hangisini söylesem bilemedim," dedim kaçamak bir cevap verip. "Mesela duruşma bittiğinde hangi filmi izlemeye gideceğimizi düşünüyorum. Lütfen korku olmasın, gece uyuyamıyorum sonra. Kesin sen inli cinli filmlere bayılırsın."

Berke güldü ve kahvesinden bir yudum daha aldı. Adem elmasının bir aşağı bir yukarı kıpırdayışını, dünyanın en güzel gösterisini izliyormuşum gibi dikkatle inceledim. Yürüyen bir sanat eseriydi resmen.

"İnli cinli filmler pek benlik değil. Hiç gerçekçi değiller ama korktuğun için seni o tarz bir filme sokabilirim."

Gözlerimi devirdim. Korkmamdan çok mutlu oluyordu beyefendi çünkü gecenin sonunda uyuyamayacağım için yanıma geleceğinden emindi. Eh, onun kendine has kokusunu duymak ve sıcak göğsünde uyumak korku filmlerini bile unuttururdu bana. Berke de işini biliyordu.

"Çok iyisin ya sağ ol. Gerçekten korku filmine gidersek ben girmem."

Berke tekrar güldü. Biraz olsun neşelenmesi, kalbimde çiçekler açıyormuş gibi hissettiriyordu. Ferah ve güzel... "Romantik filmler de pek benlik değil."

"Ee sen de hangi filmler senlik?"

Berke alt dudağını dikkatle ıslattı ve omuzlarını silkti. "Kaliteli gerilim filmleri, aksiyon filmleri falan."

"Harika. Hiç sevmem," diye mırıldandım ben de. Evet, bazen hiç ortak noktamız olmayabiliyordu ama bir şekilde halledebilirdik. Sonuçta geçen sefer Berke benimle animasyon izlemişti. Şimdi de ben onun istediği bir filmi izleyebilirdim. Korku hariç.

YeşilliBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin