10.Bölüm

130 15 1
                                        

Cama değen yağmur damlacıklarının çıkardığı ses içime huzur verdiği gibi sakin bir şekilde düşünmemi de sağlıyordu.
Baranın dün gece söyledikleri gerçek mi yoksa değil miydi? Tam olarak hatırlayamıyordum.

Dün gece yemek yedikten sonra koltukta uyuya kalmışım. Baranın beni kaldırıp odama taşıdığını net hatırlıyorum.
Beni yatağıma bıraktıktan sonra eğilip "merakın, kapı dinleyerek geçti mi ? Küçük cadı " dediğini işittim fakat gerçek olmayabilirdi tam o sırada uyku mahruruydum.
İnşallah öyledir.
Evin içinde ve koridorda kamera yoktu , beni görmesi imkansızdı.
Eğer doğru duyduysam bana kızması , anlaşmayı bozması hatta ve hatta haddimi bildirmesi lazımdı.
Bugün baran evden çıkana kadar odamdan çıkmamıştım. Ne olur ne olmaz.

En çok kafama takılan şey bana küçük cadı demesiydi.
Onun gözünde cadı mıydım , ben öyle biri miydim ? neyse onu geçtim benim nerem küçük onu anlayamadım.

"Bu kadar şeyin içinde buna takıldığın için seni tebrik ediyorum." Polyanna haklı çıkmakla büyüdüğünü mü sanıyor?
"Kafayı yememek için olabilir mi ?"
"Kafamın içinde o kadar soru işaretleri var ki soracağım kimse yok "

"Bazı şeyleri zamanı geldiğinde öğrenirsin zamanından önce öğrenirsen öğrendiklerin başına bela olur "

"Yaşlılar gibi konuşuyorsun "dedim

Bu evde en çok vakit geçirdiğim yerdi kış bahçesi , kış olduğu için kullanıyordum yazın bu eve  gelseydim eğer daha çok bahçede veya deniz manzaralı balkonda vakit geçirirdim.
Bu evin mimarisini çok beğeniyordum , bu evi tasarlayan kişinin zekasına hayran kaldım.

Evin iki karakteri vardı, kraliyet ve mütevazilik.
Görünmeyen kapılar ise tam bir ince işçilikti.
Bu evi tanımayanlar kendini sorgulamadan edemiyor. Salondaki geçiş kapısını daha önce farketmediğim için dikkatsiz olduğumu düşündüm . Bu evi o kadar beğendim  ki  dedemden kurtulunca ilk işim bu ev gibi bir ev yaptırmaktı.

Tam bu ev gibi olmasada olur çünkü param bu kadarına yeteceğini düşünmüyordum.
Barandan bu evin mimarını öğrenmem lazımdı.

Yapacak bir şeyim olmadığı için evi inceliyordum.
Salona geçtim her zamanki gibi televizyonun başına oturdum.
Oturduğum gibi de kalktım bugün temizlik günüydü.

Tanımadığım kadınlar en fazla yirmi kişi temizliğe gelmişlerdi.
Onlar çalışırken benim oturmam kendimi kötü hissetmeme neden oluyordu.

"Ben gelene kadar o tablolar silinmiş olsun."aysel teyze gelen kadınlara emir veriyordu.

Aysel teyzenin tablo demesiyle aklıma şöminenin yanındaki şaha kalkmış at tablosu geldi.

Yavaşça o tablonun önüne doğru yürüdüm.
At bulut gibi simsiyahtı tek farkı bulutun alt karın bölgesinde beyaz büyük lekeydi.
Tabloda çok eksik vardı.

O eksikleri tamamlamak için odamda bulunan ama hiçbir zaman kullanmadığım beyaz ve kırmızı ojeyi alıp tekrar tablo karşısına geçtim.
Katil olduğumu her zaman hatırlamam lazım, katil olduğumu bu tablo yüzüme vurmalı ki mutlu olmaya hakkım olmasın.

Her geçen gün kendimden ve dedemden nefret edeyim.
Beyaz ojeyi açıp ilk olarak bulutun alt karın bölgesinde ki beyaz lekeyi yapmaya başladım.
Boya bulamadığım için oje kullanmak zorundaydım.
Leke şaha kalkmış atın üzerine çok yakışmıştı.
Oje biraz sırıtsada kuruyunca düzelmesini ümit ediyordum.
Beyaz ojeyi bulutun sağ ön dizine ve sol arka dizine bir sargı varmış gibi boyadım.
İki adım geriye gittim tabloyu daha iyi incelemek için.
Artık o bir at değildi , o buluttu.

HAYALPERESTBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin