60. Bölüm: Sin(empati)

3.2K 261 90
                                        

 İyi okumalar!

...

 Pürüzsüz zeminin üzerinde toz parçaları halinde duran cam parçaları yer yer kırmızı kan lekelerini de belli ederek mekana dolan güneş ışıklarıyla parıldıyorlardı. Kırmızı saçlı genç söylene söylene yerdeki tüm parçaları temizlerken, eserin sahibi sinirle dizini titreterek bar taburesinde oturuyordu.

 ''Bunun pisliğini neden ben temizliyorum?'' diye sonunda seslice isyan etti Efe.

 Ediz sinirle gözlerini yumunca sırtını tezgaha yaslamış, bıkkınlıkla sürüsünü izleyen Levent önce davranarak cevap verdi. ''Uzatma Efe, buna bırakırsak tek bardakla kurtulamayız.'' Daha sonra bir ıslıkla Ediz'e seslenip 'hayırdır' anlamında göz kırptı.

 Sarışın genç sinirle nefesini verip ''Caddeden geçen piçi görmediniz mi?'' diye karşılık verdi. Ancak hiç kimse tepki vermeyince devam etti. ''Bu sabah okula uğradım ben ödev teslimi falan diye. Kapıdan çıkıyorum, geldi çarptı bana. Hala yaşıyor olması sinirlerimi bozuyor!''

 Herkes gergin ortama ters bir şekilde neşeyle kahkaha atan gence döndü. Polen çeşitli içki şişeleriyle dolu büyük bir sepetin içine uzanmış sinirli arkadaşıyla alay ediyordu. 

 ''Gereksiz yere kimseyi öldürmüyoruz Ediz'' diye net bir şekilde cevabını verdi Levent. 

 ''Ya anladık onu! Diğer türlü öyle sırıta sırıta karşı kaldırımdan geçemezdi zaten...''

 ''Neyse, bugün erken açalım barı'' diye konuyu değiştirdi Levent yeni bir sigara yakarken. ''Herkes boşta, vaktimizi boşuna harcamayalım.''

 Herkes başıyla onaylayınca merdivenlerden gelen gürültülü sesle arkalarına döndüler. Atakan yerde uzanmış kahkaha atarken ''Son üç basamağı hep unutuyorum'' diye söylendi. Alışık olan bünyesini zorlayacak kadar fazla alkol aldığı her halinden belli oluyordu.

 ''Atlas nerede?'' diye endişeyle sordu Polen.

 Etrafındaki alfalar endişesine anlam veremeyerek arkadaşlarını süzerken Levent, ''Hastanede'' diye cevap verdi. Ardından kolundaki saati kontrol edip ''Yarım saate de burada olur'' diye ekledi.

 ''Ama'' diye üzgünce mırıldanıp mekanın hemen önünü işaret etti Polen.

 Hepsi cama dönünce şaşkınlıkla gözlerini büyütüp çeşitli küfürleri savurdular.

 Rüzgar mekanın hemen önünde, ellerini siyah kot ceketin ceplerine yerleştirmiş hafif hafif sallanarak bekliyordu. Kumral tutamları güneşin de etkisiyle iyice parıldarken, bahar esintisiyle hafifçe dalgalanıyorlardı. 

 Levent sertçe duvara vurup herkesi dalgın bakışlarından sıyırarak uyarısını yaptı. Hepsi biliyordu ki Rüzgar Atlas'ın omegası ve kendi seçtikleri lunalarıydı. Başka düşüncelere dalmak kesinlikle yasaktı.

 ''Ben bir bakayım'' diyerek yaslandığı yerden ayrıldı Levent. Kapıya yaklaşırken ise yerdeki cam parçaları ve masanın üzerindeki dağınıklığı işaret etti. ''Toparlayın her şeyi'' diye aceleyle emredip kapıyı araladı.

 Rüzgar duyduğu kapı sesiyle hemen başını çevirdi. Kapının arkasında, bedeninin yarısını çıkarmış alfayla duruşunu düzeltip yutkundu. Ne demesi gerektiğini bilmiyordu. Atlas'la buluşmak için gelmişti ancak heyecandan alfasının verdiği saatten yarım saat önce geldiğini yolda fark etmişti. Sabah ise mekanın kapalı olduğunu bildiği için önünde beklemekten zarar gelmeyeceğini düşünmüştü ancak haftalar önce önünde diz çöken alfayla karşılaşınca istemsizce gerildi.

 Normalde karşılarında gerilse de güçlü durmayı tercih ederdi ama aklına önünde diz çöktükleri görüntüler dolunca tuhaf hissediyordu. Gördükleri her saniye kendini bakışlarıyla bile taciz eden alfaların şimdi gözüne bakmaya çekiniyor olmasına alışamamıştı.

METANOIA - BLBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin