30. Bölüm: Sorgu Odası

4.5K 393 44
                                        

 İyi okumalar!

...

 Beyaz ve gri renklerin hakim olduğu geniş salondan geçince bambaşka bir atmosfere sahip olan odaya giriliyordu. Daha çok kırmızı ve kahve tonlarındaki oda diğerine göre oldukça dağınık ve büyük eşyalarla doluydu. Duvarlarda ise çeşitli posterler ve oyun figürleriyle süslenmiş raflar duruyordu. Ev, içinde iki farklı karakterin kaldığını bağırıyordu resmen.

 Mete ve Liva'nın evi.

 Mete, eve girdiği an kulağına dolan hafif piyano sesiyle Liva'nın çoktan uyanıp pratik yapmaya başladığını anlamıştı. Kucağında sıkı sıkı tuttuğu Rüzgar ile sessizce anahtarlarını bırakıp odasına doğru ilerledi. Önce geniş salondan geçeceği için piyano seslerinin şiddetinin arttığını duydu, ne yapabileceğini düşündü. Ancak kucağındaki beden hiçbir şeyi duymuyormuş gibi sakince uyuyordu. Hala omuzlarında olan cekete sarılarak...

 Mete ceketi hatırlayınca sinirleri iyice tepesine çıkıyordu. Tanımadığı birinin olduğunu bildiği halde bu kadar bağlandığı için Rüzgar'a da kızıyordu sonra. Resmen uykusu arasında Mete'nin almasına engel olmuştu. 

 Salona girdiklerinde Liva'yı üst üste giyinmiş, parmakları üzerinde kalkıp inerken buldu. Beyaz saçlı genç arkadaşlarını görünce hemen irkilip tabanları üzerine indi. Daha sonra koşup müziği kapattı. ''Siz kütüphanede kalmayacak mıydınız?'' diye de sordu merakla.

 ''Uyandırmaya kıyamadım eve getirdim,'' dedi Mete omuz silkerek. ''Toprakları da çağırdım, sinirlenmemiz gereken bir konu var yine.''

 Liva'nın meraklı bakışlarını cevapsız bırakarak odasına ilerledi daha sonra. Dağınık yatağının üzerine dikkatlice Rüzgar'ı bırakırken zil sesiyle arkadaşlarının da geldiğini anladı. Yere doğru kendini bırakmış olan yorgana uzanıp uyuyan bedenin üzerini örtmeden önce, zehirli bir maddeymiş gibi, iğrenerek parmaklarıyla ceketi kavrayıp yanına aldı. 

 Salona geçtiğinde beyaz, geniş koltuğa yayılan Erdem'le göz göze geldi. Oldukça sinirli duruyordu beta, uykusuna çok düşkündü çünkü. Fakat bu, şu anı ertelemeye yetecek kadar önemli değildi Mete için.

  Erdem, gözlerini ovup ''Sabahın altısında ne oldu Mete?'' diye söylenmeye başladı.

 Hemen yanında Toprak, karşılarındaki tekli koltukta da Cenk oturuyordu. Mete yanlarına yaklaşıp elindeki ceketi çöp torbası gibi halının üzerine fırlattı. Hepsi kaşlarını çatıp anlamazken, feromonların kokusunu alan Cenk sinirle gerildi. Mete de kenardan çektiği sandalyeyle onlara yaklaşıp ters bir şekilde oturdu.

 ''İki dakika sigara içeyim diye çıktım, geldiğimde şuna sarılmış tatlı tatlı uyuyordu.'' 

 ''Ne anlatıyorsun Mete!'' diyerek Erdem bıkkınlıkla konuşunca Mete sinirle ona döndü. ''Git yüzünü yıka da gel, sinirliyim zaten!'' diye karşılık verdi.

 Erdem de sinirle cevap verince odada bağırma sesleri yükseldi. Çok geçmeden ise hafif adım sesleriyle tüm sesler kesildi. Rüzgar, uykulu gözlerle kendilerine bakarken paytak paytak yanlarına doğru geliyordu.

 ''Ne oldu?'' diye mırıldandı uykulu sesiyle.

 Mete hemen sandalyeden ayaklanarak yanına koştu. Yerde Liva'nın çeşitli lastik benzeri aletleri duruyordu, uykulu haliyle takılıp düşmesini engellemek için yürümesine yardım etmek istemişti. 

 ''Sen de zanlısın geç şuraya,'' dedi Cenk'in yanındaki diğer tekli koltuğu işaret ederek. 

 ''Ne?'' diye mırıldandı Rüzgar kaşlarını çatıp. 

METANOIA - BLBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin