50. Bölüm: Ama...

4.1K 324 58
                                        

Selam!

Umarım herkesin keyfi yerindedir.

50. bölüme gelmişiz, gözüme çok göründü bir an. Buradan hiçbir sonuca varmayacağım ama yazmak istedim.

İyi okumalar!

...

Konum, tamam.

Çikolata, tamam.

Öz güven, yükleniyor.

Atlas seslice nefesini verip önündeki aynayı kaldırdı. Rüzgar'ın sabah gönderdiği konuma gelmiş, arabasını park etmiş ve şimdi de son hazırlıklarını yapıyordu. Önünde duran büyük restoranı süzdü tekrar. Rüzgar'ın evine yakın, denizle bütünleşmiş gibi görünen güzel bir konumdaydı. Sürüsüne ait olduğunu ve bugün buluşma için kapatıldığını öğrenmişti.

Gergindi.

Rüzgar, tüm dünyası haline gelmişti. Her saniye aklında, kalbinde sadece sevdiği genç vardı. Ne olursa olsun da karşılık bulmaya başladığı sevgisine sahip çıkacaktı ama atlatmaya çalıştıkları bir geçmiş ve her ne kadar kendileri atlatmaya çalışsa da asla unutturmayacak acılı, öfkeli bir sürü vardı. Rüzgar'a olduğu kadar kendine de sürekli hatırlatıyorlardı. Tabii, hatırlatmasalar bile aklından çıkmıyordu yaptıkları. Bu yüzdendir ki ağzını açıp da kendini gelen saldırıların hiçbirine yanıt veremiyordu. Veremezdi.

Rüzgar, kendine resmen aşk itirafı yapmıştı ama Atlas içten içe bakmaya doyamadığı yeşillerinde ne zaman kaybolsa kendini o gecede buluyordu. Gözleri, kendine yasakladığı güzel boynuna kısacık da olsa değse nefesi kesiliyordu. Hiçbirini hak etmiyorum diye düşünüyordu. Pes etmemeye kararlı zihni bulanıyor ve sevilmeye başladığı için kendini aşağılamaya başlıyordu. Hak etmediğini kendine hatırlatıp yine sadece acı çektiği zamana dönmek istiyordu ama o zamanlarda da yine kendini kurtaran, kendine aşkla bakan yeşiller oluyordu.

Seslice gülüp bir eliyle şakaklarını sıvazladı Atlas. ''Ne yaptın bana Rüzgar'' diye mırıldanırken tekrar restoranı süzdü. Daha fazla vakit kaybetmeden eşyalarını alıp arabadan çıktı.

Merdivenleri hızla tırmanıp açık olan büyük kapının önünde durdu. Gözlerini etrafta gezdirip omegasını aradı. İçeriden kalabalık olduğu belli olan sesler gelince hafifçe kaşlarını çattı. Hemen ardından sırtında hissettiği sızıyla afallayıp başını çevirdi.

Mete, yapmacık bir gülümsemeyle hemen yanında dikiliyordu. Aynı yapmacık gülümsemeyi yüzüne yerleştirip başıyla kısa bir selam verdi Atlas. Bu adamla hiçbir zaman anlaşamayacağına ikna olmuştu fakat yine bu adam, Rüzgar için çok önemli biriydi ve ne olursa olsun, omegasının üzülmemesi için alttan almaya devam edecekti.

''Kimler gelmiş!'' diye uzata uzata konuşarak birkaç adım ilerledi Mete. ''Ama neden dikiliyorsun ki burada? Yabancı mısın yahu, geçsene içeri!''

Atlas sinirle nefes alıp gülümsemeyle karşılık verdi. Bir şey söylememesinin daha doğru olacağına karar vermişti çünkü diğerlerinin aksine Mete sürekli konuşuyordu. Muhtemelen cevap verse ardı kesilmeyecekti.

Beraber içeri girdiklerinde artan kalabalık sesle gerildi Atlas. Elindeki tatlı ve çikolatalarla dolu poşetleri kavradı sıkıca. Mekan oldukça geniş ve aydınlıktı. Telefonuna uzanıp Rüzgar'a haber vermek istiyordu çünkü Mete hala iğneleyici cümlelerini sürdürerek yanında yürüdüğünden gerginliği asla atamıyordu.

''Mete'' diye dayanamayarak susturdu betayı. ''Rüzgar nerede?'' diye ekledi ardından.

''Acelemiz mi var? Görüşürsünüz birazdan. Bir şekilde kandırmışsın zaten kardeşimi ama-''

METANOIA - BLBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin