Fiziken çektiği acıyı umursamaksızın, Ortak Salon'un yolunu tuttuğunda saatler gece yarısına geliyordu. Aklından hiç durmadan yaşananları geçiriyor, yürüdüğü bu zemin, geçtiği koridorlar, hiç bir şey ona gerçekmiş gibi gelmiyordu. Sanki uyuyordu ve bütün bunlar bir rüyaydı. Ona ait olmayan bir hayatın, ondan başka bir Tom Riddle'ın yansımasıydı.
Zindanların girişinde, taştan bir yılan onun yaklaşmasıyla birlikte yerden duvara doğru sürünerek yeşil yaldızlı kapıyı ortaya çıkardığında, düşünmeksizin itti.
İçeride, neredeyse hiç kimse yatmamıştı. Kendi aralarında olan bitenin dedikodusunu döndürüyor, çocuğu Riddle'ın ittiği gibi bir söylentiyi tartışıyor, neredeyse hepsi de buna inanıyordu. Lestrange ise uzun süreden beri ilk kez hiç bir şey söylemiyordu. Son derece yumuşadığını düşündüğü Riddle, görünüşe göre, onun tahmin ettiği kadar formdan düşmemişti. Kupayı kazanmak için elinden geleni ardına koymamış, zafere giden yolda çocuğu öldürmüştü. Aynı düşünceyi paylaşan Mulciber, Avery ve Nott' da tek kelime etmiyordu. Riddle'ın bu işten bir şekilde tıpkı iki sene önce yaptığı gibi sıyrılacağından eminlerdi.
Lyncia yanında Eliza ile birlikte herkesten uzak bir köşede olan bitene inanamaz halde oturuyor, tek kelime etmiyordu. Andrei'nin düşüşünün Riddle ile alakası olup olmadığından emin olamıyordu. Bunu yapması yaşanan bunca şeyden sonra bile çok muhtemel gelmişti.
Tom Riddle Ortak Salon'a inen geniş taş merdivenlerin başında belirdiğinde, herkes hayalet görmüş gibi aniden susarken, dona kalmış vaziyette ona bakıyordu. Odadaki hava sanki aniden bir kaç derece soğumuştu. Riddle merdivenlerden inerken, sanki diğer öğrenciler daha da geri çekiliyor, ona yakın olmak istemiyormuş gibi görünüyordu. Çocuğun ise aradığı tek şey kızdı. Çok geçmeden, onu Salon'un göle yakın köşesinde yanında Eliza ile kendisine bakarken buldu. Yerinden kalkmıyor, yanına gelmiyordu. Lyncia'nın da diğerleri gibi onu suçladığını düşünmek istemiyordu. Hayatında yaptığı tek iyi şeyin mükafatı bu olmamalı, kız ondan bu yüzden uzak durmamalıydı.
...
Ancak görüşüne bakılırsa duruyordu. Gözlerini bir kaç saniye kapatarak, dona kalmış kalabalığa son bir bakış fırlatıp gerisin geri ortak salondan çıktı.
"Neden yanına gitmedin?" Eliza'nın sesi Lyncia'nın kulaklarında yankılandığında, bu sorunun cevabından kendisi de emin değildi.
"Bilmiyorum. " dedi belli belirsiz. Aslında gerçekleri sormaya, onunla konuşmaya korkmuştu. Eğer bu işi o yaptıysa... o zaman ne yapacağını bilmiyordu. Yine de, Riddle ortalıkta rahatça dolaşabildiğine göre, belki de suçlu değildi? Diğer türlü gitmesine izin verirler miydi? Gerçi, Mrytle'ın ölümünde de herkesi ustalıkla kandırmamış mıydı?
Lyncia tek kelime etmeden Eliza'nın yanından kalkarak, az önce çocuğun çıktığı kapılardan koşar adım fırladı. Bu soruların cevabını almak için Dumbledore'a koşuyordu.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Albus'un kapılarını büyük bir endişeyle çalarken, orada olmasını umuyordu. Kapı, hafifçe aralanırken, Dumbledore, kızı kimsenin görmediğinden emin olarak içeri aldı.
Lyncia tek kelime etmeden, yanan şöminenin hemen yanındaki koltuğa çökerken, Albus kızın neden geldiğini biliyordu. "O değildi." dedi aniden.
Lyncia ise ona kader anı gibi gelen bu anda, adam konuşana kadar bir kaç sene yaşlanmıştı sanki. Derin bir nefes alırken konuştu. "Nasıl olmuş o zaman?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Pus (Tom Riddle)
Fiksi PenggemarFırlattığı defterden geliyormuşcasına, zihninde yankılanan, yılanın tıslamasını andıran uğursuz bir fısıltı işitti. "Tom..." "Tom..." "Tom..." Hiç durmadan adını söylüyordu sanki. "Kurtulamazsın..." "Kurtulamazsın..." "Benden.." "Benden.." Yerde h...
