"LANET OLSUN!LANET LANET LANET!!!!" Diye bağırdı Henry DiLegened,Namı-diğer Henrik Mikaelson.Elindeki kan torbalarını olağanca hıncıyla açık mavi duvara fırlattığında,torbalar parçalandı ve kırmızı kan lekeleri belirli yerlerde ufak boya patlamaları şeklinde duvarı lekeledi.Henrik sinirini alamamıştı.Sandalyeyi sağ bacağından kaptığı gibi duvara yapıştırdığında tahta sandalye milyonlarca parçaya ayrıldı.Sandalyeden geriye bir tek Henrik'in elinde kalan ayak kalmıştı.Onu da yere fırlattı en genç Mikaelson kardeşi.Normalde bakınca insana huzur veren lacivert-okyanus mavisi gözleri,O anda bakan kişiyi kasıp kavurabilecek alevler saçmaktaydı.Duvara yaklaştı.O lekelerin temizlenmesi gerekiyordu,fakat o anda pek de umursadığı söylenemezdi.Duvara bir yumruk daha çakarken boğazından kopan kalın çığlığı bastırmadı.1000 yıl boyunca saklandığı ailesinden biri onu en olmadık yerde,New Orleans Özel Lisesi'nde görmüştü.Kardeşi Kol ile göz göze geldiği anda onu tanımıştı ve onun da kendisini tanıdığından emindi.Kardeşinin onu en son gördüğünden bu yana dış görünüşünde ,Mavi gözlerinin zamanla kazandığı anlam ve tonlama dışında,hemen hiçbir değişiklik olmamıştı.Hala aynı minik burna ve ince dudaklara sahipti.Saçları diğer kardeşlerinin aksine kahverengiye dönmemiş,çocukluğundaki siyah rengi korumuştu ki,bu renk onu kumral ya da sarışın olan diğer kardeşlerinden hep ayırırdı.Kol'un onu tanımadığını ummak fazla iyimserlik olurdu.Bunun farkında olan Henrik'in Kol'u bir Mikaelson,hele ki onların 1000 yıl önce ölen kardeşleri olmadığına inandırması onun için bir ölüm kalım meselesiydi.Aksi takdirde diğerleri gibi Klaus'un yanına taşınmak ve onun piçliklerine katlanmak zorunda kalacaktı ki,Henrik şimdiye kadar sürdüğü kısmen yalnız ve özgür hayatından memnundu.
Yalnızlık küçüklüğünden beri en çok sevdiği şeydi.Diğer kardeşleri köyün çocuklarıyla oyun oynarken o genelde ormanda yalnız başına dolaşmayı seçerdi...
I phone 5S telefonunun melodisi sinirden uğuldayan kulaklarının içini doldurmadan önce,Henrik yarı vampir yarı cadı melezi olmanın verdiği doğaüstü öfkesini kontrol altına almaya çalışıyordu.1000 yıl önce,Ailesinin vampire dönüşümünden,kardeşlerinin kaçıp babalarını da peşinden sürüklemesinden sonra Esther'in en yakın arkadaşı olan Ayana,Henrik'i Tatia Petrova'nın kanıyla geri getirmişti.Aynı görsel ikizin kanı vampirizm büyüsünde kullanıldığı için,büyünün etkisinin yarısı onda da baş göstermişti.Henrik gözlerini açtığında her şey sonsuza dek değişmişti.O artık vampir özellikleri gösteren bir cadıydı.Vampirler gibi güçlü,hızlı ve dayanıklıydı.Yine de ölümsüz değildi.Bu yüzden,17.yaşında kendisine ölümsüzlük için büyü yapmasından önce gelişimine devam etmiş ve 15 yaşındaki halinde kalmamıştı.Aradan geçen 1000 yıla rağmen Ayana'nın ona kaçmasını,asla ailesine gitmemesini,onların artık eskisi gibi olmadığını söyleyen sesi Henrik'in beyninde zaman zaman yankılanırdı...
"Ne var dostum?" Dedi Henrik telefonun ekranını kaydırdıktan sonra.Arayan kişi arkadaşı Jason'dı.
-Dostum,bu akşam bütün 11. Sınıflar bara gidiyoruz.Geliyorsun,değil mi?
-Evet.Geliyorum.
-Peki dostum.Akşam yedide Bridge Bar'da ol.
-Tamamdır.
Kısa telefon görüşmesinden sonra kapı çaldı.Henrik korkuyla kan lekelerinin olduğu duvara baktı.Dışarıdaki her kimse etki altına alıp göndermek üzere kapıya gitti.Delikten baktığında ise gelen kişinin Penelope Frington olduğunu gördü ve rahat bir nefes aldı.Kapıyı açmadan önce en güzel gülümsemesini takındı.Gülümsemesi doğal ve içtendi.Onu o şekilde sadece Penelope gülümsetebilirdi.
Penelope okulun açık ara en popüler kızıydı.Okul gazetesinde editör,ponpon kızların kaptanıydı.Ama bu işin sadece görünen yüzüydü.Penelope aslında 900 yaşında olan oldukça güçlü bir cadıydı.900 yıl önce,ailesini kaybettikten birkaç yıl sonra Henrik ile tanışmıştı.Henrik kıza ilk andan beri aşıktı.Penelope da onu her şeyiyle sevmişti.Henrik onu da kendi gibi melez yapmayı önerdiğinde Penelope hiç düşünmeden kabul etmişti.Dünyadaki tek yarı vampir yarı cadı melezler onlardı.Penelope'ın dönüşümünden sonra Henrik,kıza evlenme teklifi etmişti.Evet,Penelope ve Henrik aslında 900 senedir evlilerdi.900 sene boyunca hiç ayrılmamışlar,hep birbirlerini kollamışlardı.Onlar hem sevgili,hem dost,hem sırdaşlardı.O,Henrik'in ailesiydi ve Henrik onun sayesinde başka hiç kimseye gerek duymuyordu.Birbirlerini hala ilk günkü gibi seviyorlardı.Penelope,Henrik'i her şeyden çok seviyor ve değer veriyordu.
Günümüzde 17 yaşındaki kişiler evli olamayacaği için evleri ayrı ayrıydı,Fakat bu bir şeye engel değildi.Okulun kral ve kraliçesi olarak anılan ikili,sürekli birbirlerine gider gelirdi.
Penelope kapı açılır açılmaz kendini Henrik'in kollarına attı.Henrik kızı kollarıyla sarmak için hiç zaman kaybetmedi.Penelope gülümsedi ve "Haydi içeri geçelim." Dedi.
Penelope içeri girer girmez kan lekelerini ve parçalanmış sandalyeyi gördü."Sormayı unuttum.Geçen gün koridorda birden çakılıp kaldın.Sonra bütün gün düşünceli dolaştın.Bir sorun mu var?"
-Evet.Kardeşim Kol da okulumuza başlamış gibi görünüyor.
-Aman tanrım.Şimdi ne yapacaksın?--Hiç bir fikrim yok.Ama Şunu sakın unutma Penelope:Benim salak kardeşim bunu diğerlerine aynen yetiştirmiştir.Benim aptal kardeş ve evebeynlerim beni her yerde arayacaklardır.Ama ne derlerse desinler,benim ailem sensin.
-Unutmam Henrik.Unutmam aşkım.
Henrik gülümsedi ve kanepede ilerleyip Penelope'un dudaklarına bir öpücük kondurdu.Bir süre sonra da kanepede sarılıp yattılar.Bu şekilde yatıp birbirlerinin gözlerinin içine bakmayı hep çok severlerdi.Bara gitme saatine kadar da öyle kaldılar...
________________
"Onu seviyorsun,değil mi?"
Henrik,kendisinden başka kimsenin olmadığını sandığı bar masasından başını kaldırdı.Barmen,dalgın ve içkiden biraz sersemlemiş bakışlarla izlemekte olduğu viski bardağını henüz doldurmuştu.Soruyla biraz da olsa irkilmişti.Burnunu çekti ve sesin sahibine baktı.
Kol.
"Ne var!?" Diye sordu Henrik bıkkınlığını belli eden bir ses tonuyla.Birbirlerini tanımışlardı,Henrik'in görünüsündeki değişiklikler önemli değildi.Dahası küçüklükten beri çok yakın oldukları için,Kol onu 2 km öteden de tanıyabilirdi.
"Demek hayattasın."
"Sen de öyle."
"Ben bir konyak alayım."
Kol,konyağı gelinceye kadar sakinliğini korudu.Henrik sohbete zaten hevesli değildi.Kol konyağından küçük bir yudum aldı ve söze girdi.
"Sohbetine de doyum olmuyor Henrik."
"Hiç bir zaman konuşkan biri olmadım kardeşim."
"Aradan geçen 1000 yıldan sonra hala anlatacak bir şeyin yok mu?"
"Pek sayılmaz."
"Peki o halde ben seni konuştururum.1000 yıl boyunca neden bizi bulmadın?"
"Kapalı alan korkum var."
"Ne?"
"Demek istediğim kardeşim,sizi neden bulayım ki?Niklaus beni de işine geldiği gibi tabutlara tıkıp tıkıp çıkarsın diye mi?Babam beni de kovalasın diye mi?Hayır,sağol.Yalnız yaşayıp ailemi güzel anılarla hatırlamak çok daha işime geliyor."
"Heey.Sakin ol bakalım dostum.Sadece sordum."
"Eh,bana soru soruyorsan böyle cevaplar almaya da hazır olmalısın."
"Pekala.Şu konuları bırakıp normal erkek kardeşler gibi konuşalım."
"Konuşalım bakalım."
"Kızlardan konuşuyoruz o zaman."
"Öhöm Öhöm."
"Seninki de güzel parçaymış o yüzden dedim."
"Güzel parça diye bahsettiğin kız benim 900 yıllık eşim olur kardeşim."
Kol "Ne!?" Diye bağırmadan önce konyağını yandaki boş sandalyeye doğru püskürttü.
"Nasıl yani?!"
"Basbaya.Yani önce kiliseye gidiyorsun.."
"Nasıl evlenildiğini biliyorum Henrik.Sadece..Sonsuz hayatını tek bir kişiye bağlayan bir tek seni görüyorum.Niye evlendin ki?"
"Sance babam annemle neden evlendi Kol?Hiç düşündün mü?"
"Hayır."
"Çünkü annem rahat biri.Ve doğal.Uzun hikaye aslında,ama asıl sebebi bu.Penelope ile tanışmadan önce anlamamıştım."
Kol bir şey söylemek istemedi.Henrik devam etti.
"Neyse dostum.Çok derin konulara girdik,boşver çıkalım buradan.Beni Diğerlerine yetiştirme konusunda aptal çeneni kapalı tutamadığını tahmin ediyorum."
Kol yere bakıp gülmekle yetindi.
"Seni salak boşboğaz!"
Bu esnada diğer 11.sınıf kızlarıyla dans etmekte olan Penelope,Henrik'in yanına geldi.Henrik kızı belinden tuttu ve uzun uzun öptü.Sanki herkesi ve herşeyi unutmuş gibilerdi.Kol gülümsemesine engel olmadı.
Henrik "Penelope,bu kardeşim Kol.Kol,bu Penelope." Dedi.Kol,kızın elini sıktı.
"Bizim dışımızda bütün 11.sınıfların kafaları kıyak.Gidersek fark etmezler.Yavaştan kaçsak diyorum?"
"Tamam."
"Siz neden sarhoş olmadınız?"
"Biz çok zor sarhoş oluyoruz.Vampir cadı melezi olmakla ilgili olsa gerek."dedi Penelope elini saçına daldırırken.Hareketi gerçekten hoş ve doğaldı.Kızın başka biri gibi görünmek adına hiçbir çabası yoktu.Kol bunu o anda anlamıştı.
"Vampir cadı melezi mi?" Diye sordu Kol merakla."Uzun hikaye.Sonra anlatırım." Dedi Kardeşi.Henrik,konuştuklarını başkasına yetiştirmeyeceğine dair Kol'a yemin ettirdi ve kalktıklar.Kendisi de çok zor sarhoş olduğundan onları anlayan Kol,onlar mekandan çıkış yaparken arkalarından el salladı.Eve gitmekten vazgeçti ve barmen bardağını yeniden doldururken onu izledi.
Kol,uzun yıllardan sonra o gece sarhoş oldu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Mikaelson'un Oğlu
Fiksi PenggemarWilliam Cameron için "Mikaelson",bir soyad değildi.Sevgi adına bildiği her şeyi tek bir gecede yok eden adamın bozuk kanının damarlarında aktığını hatırlatan ve bir lanetmişcesine isminin hemen peşinden gelen korkunç bir etiketti. O,damarlarında do...
