chapter three: sense kiss

10.5K 516 253
                                        

 Abimin uyumasına izin vermiş ve kendimi toplamak için gözlerimi kapatarak uykuya dalmıştım.

 Uyandığımda ise sabahtı ve ben akşam yemeğini dahi yemeden uyumuştum. Nasıl uyuduysam da okulun başlamasına tamı tamına yirmi dakika vardı. Hızla üstümü giyinerek saçımı düzgün bir şekle soktuktan sonra evden çıktım.

 Kulaklıklarımı takarak en sevdiğim şarkılardan birini açtım ve okulun dedikodu sayfasına girdim. Okulun eziği , belki de nefret edileni olabilirdim ama şu sayfaya giyerek mevzuları takip etmek çok hoşuma gidiyordu.

Gereksiz gördüğüm başlıkları geçerek dikkatimi çekecek bir şeyler aramaya başladım.

'Jeon JungKook'un dayak yeme sebebi ?'

 Başlığa tıklayarak çıkan videoyu es geçtim ve direk yazıya geldim.

'Kim Hye'nın abisi olduğu tahmin edilen birinin , JungKook'u öldüresiye dövmesi sonucu JungKook'un yüzünde bir sürü kanama ve morluk oluştu. Bunu suçlusu olarak ise dolaylı yoldan Hea'yı gösteriyoruz. 

Ayrıntılar yakında gelecektir !'

jjah: o kızdan hiç haz almıyorum

leakim: hye kim ?

hanajeon: @leakim  9 g'den yeni bir ezik !

 Hızla ekranı söndürdüm. Bunu sevmemiştim. Abim yüzünden kötülenmeyi. Gerçi abim içindi , kötülenmeyi kabul ederdim. Ama okulun eziği olmak bu işi en üst safasına çıkarıyordu. Üstelik tüm okul sınıfımı biliyordu. Okula gitmese miydim ki ? Kesin dayak manyağı yaparlar şimdi beni.

 En iyisi gitmemek , diye düşünerek olduğum yerde arkama döndüm ve adımlarımı daha da hızlandırarak ilerlemeye başladım. Eve gidemezdim annem evdeydi ve neden gitmediğimi soracaktı.

 Ona en fazla 'abim yine yerinde duramamış ve okulun en popüler ve yakışıklı çocuğunun yüzünü bir güzel benzetmiş. Okuldaki kızlar beni dövmesin diye eve geldim.' mi diyecektim yani ?

 O da beni 'hadi paşa paşa o okula gidiyorsun' diyerek evden paslardı. 

 Onun yerine çarşıda biraz dolanmayı tercih ederdim.

  Adımlarımı oldukça hızlandırdım ve müziğe uygun bir şekilde ritim tutmaya başladım. Dış görünüşü mavi ve beyazdan oluşan bir kafeye girdim ve cüzdanımı çıkararak kasaya ilerledim.

 Benim için hayat felsefesi olan Caramel Machiatto'yu sipariş ettim ve orta boy için gereken fiyatı ödedim. 

 Caramel machiatto'yu ilk içtiğinizde ağzınıza o caramel tadı gelirdi. Bu da benim için hayata ilk adımlarımı attığımdaki o tatlı an demekti. O tatlı an on iki yaşına kadar sürerdi , sonra bir bakmışsınız , hayatın karanlık yönleri size 'ben buradayım' diyor. Üstünüze üstünüze geliyor. O da karameli ele geçirmeye başlayan kahve tadı. Damağınızı yakıyor , karamel tadını kaybediyorsunuz. 

 Bir kaç yudum daha içiyorsunuz. Ağzınıza gelen karamel tadı ile hafiften sırıtıyorsunuz.

 O da hayatın en tatlı anıdır. Hayatta en mutlu olduğunuz an. Gençlik.

O da bir kaç yudum ile geçiyor.

 Geliyorsunuz artık son yudumlara. O tat iyice acılaşıyor. İçiyorsunuz yine de , o son ana ulaşmak için.

 Sıvı olan her şey kayboluyor ve son kez pipetten hızlıca , bardağın dibinde kalmış son karamel sosunu da çekiyorsunuz içinize. Onun ne olduğunu az çok tahmin edebiliyorsunuz değil mi ?

 Hayır o ölüm değil. Sadece ölümden önceki mutlu hissedeceğim anılar olduğuna inanıyorum. Sadece şu an hissettiğim duyguların , kötü hislerin ergenlikten olduğunu düşünerek mutlu olmak istiyorum.

 İlk adımlarımı da atmak üzereyim sanki. Şu yalnızlıktan kurtularak kendime iyi bir arkadaş çevresi oluşturacağım ve daha mutlu olacağım.

 Biten kahvemi çöpe atarak orada bir süre daha oturuyorum.

 Sadece abimi çözmek istiyorum. Ona şu son haftalarda neler olduğunu çözmek istiyorum. Herkese sadece iki üç dayak atıp bırakmışken , neden JungKook'u gebertmek istermişcesine dövdüğünü ölesiye merak ediyorum. Acaba JungKook'la mı alakalı bir şey ?

Yok ya saçmalama , hayaller kurmayı kes ve mantıklı düşün.

 Ne kadar kendimi hırpalasam da sonuç sürekli JungKook ile aralarında bir şeyler geçtiğine varıyordu. Ben de aklımdan geçen en akılsızca şeyi yaptım. 

 Okula gidecektim. JungKook'u bulacak ve aralarında bir şey geçip geçmediğin soracaktım. Bahanem de açık seçik ortadaydı , abimi merak ediyordum.

 Hızla kalkarak çantamı sırtıma geçirdim ve kafeden çıktım. Hızlı adımlarım okula giderken çantamın diğer kolunu da geçirdim ve saatime baktım.

Daha üçüncü derstelerdi.

 Şimdiye okulda bir şey olmuşsa diye okulun dedikodu sayfasını kontrol etmek oldukça aydınlık bir fikirdi , bu yüzden hızla okulun dedikodu sayfasını açarak son haberlere hızlıca bir göz gezdirdim.

'JungKook Neden Okula Gelmedi ?'

 Şok içerisinde başlığı açtım ve hızla yazıların olduğu kısma geldim.

'Evet. Dünkü kavgadan sonra Jeon JungKook , okula gelmedi , hatta otobüse bile binmediğini söylemek isterim. Normalde onunla aynı otobüse biniyoruz ve ben onun o güzel yüzünü her gün kesebiliyorum. Bugün onu sokakta , durakta ve otobüste görmedim .

Onu bir yerde gören varsa yorumlara yazsı-'

Okumam aniden birinin beni çekmesi ile kesilmişti. Kafamı çevirerek o tarafa baktığımda ise beni sürükleyen kişinin Jeon JungKook olduğunu farkettim. Hızla kolumu kurtarmak için çabalamaya başladım.

Sadece çabaladım.

 Beni sürükledikten sonra hızla geriye ittirdi. İttirdiği gibi sırtımı hızlıca demirden bir şeye çarpmıştım. Bu sırtımı acıtmaktan çok belimi acıtmıştı çünkü sırtımda sırt çantası vardı ve bilirsiniz , küçük kitaplar sırtınıza acı içinde saplanır ya.

 Hızla kendimi yere bıraktım ve çantanın tek kolunu çıkararak elimi belime koydum. Ovalayarak ve bastırarak acısını geçirmeye çalıştım.

  Kafamı kaldırarak etrafa baktığımda ise geçtiğim ara sokaklardan birindeki konteynerin arkasında olduğumuzu fark ettim.

 Dediğim gibi burası bir ara sokaktı ve çok geçeni olmazdı , bu konteynerda üç duvar arasına iyice gizlenmişti.

 Yanıma çömelen karartı ile başımı ona çevirdim ve acımaya devam eden belime bastırarak acısını geçirmeye çalıştım.

"Üzgünüm." JungKook'un yüzümün dibindeyken söylediği cümle ile gözlerinden çok ince bir göz yaşının firar ettiğini fark etmiştim. 

 Onun kemikli olduğunu hissettiğim eli , belimi tuttuğum elimi nazikçe itimiş ve onun yerine kendi elini koymuştu.

 Dokunuşu fazla yumuşaktı ve o oraya dokunur dokunmaz acının uçtuğunu hissetmiştim. O yapıyor ve o iyileştiriyordu.

 Yüzüne bakmaya devam ederken bana biraz daha yaklaşmış ve diğer eliyle de yanağımı okşamıştı ve ardından , o vişne rengi dudaklarını benim dudaklarımla birleştirdi.

 Yumuşak ve nazikti. Sıkmıyordu , zorlamıyordu. Bu sanki sadece , bir temastı. Dudağını benimkine değdirmeye devam ederken bende yavaşça gözümü kapattım ve kendimi ona teslim ettim.

 Belimdeki eliyle acıyan yeri okşamaya başladı.  Kendimi daha iyi hissediyordum ve bunu sadece JungKook yapıyordu. 

Daha önce hissetmediğim duyguyu onunla tadıyordum.

Bu an , caramel machiattonun hangi tadı olabilirdi ?

saver || jeon jungkookBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin