fourtyseven : still need your help

1.5K 115 36
                                        

(...)

Eli hala çenemdeydi, dudaklarımız öylece birleşmişken ben de artık olayı sorgulamayı bırakmış, kendimi akışa bırakmıştım. Başından beri hazırdım zaten.

Yüzü benden uzaklaştığında ikimizde diyecek kelime bulamıyorduk tabi... Tam da ilk öpüşmemiz gibiydi her şey. Biri öpüyor, diğeri ağlıyordu. Ancak bu sefer ağlayan bendim.

Dengesiz davranışları biraz beni sarsmıştı. Bie süredir kendimi düzelttiğimi düşünürken aniden bu hareketi yapması da yapım aşamasındaki olan duvarları yıkmış, üstüne bir de ateş yakmıştı. Bende çaresizlik duygusu ile ağlıyordum işte.

Baş parmağı gözyaşlarımı sildi. Elini ittirdim. Sinirliydim, onun dengesizliği beni karmaşaya sürüklüyordu ve ben bu karmaşada mahsur kalmak istemediğimi fark etmiştim. "Sen ne yapıyorsun JungKook?" Dedim başımı kaldırarak.

Omuz silkerek yanıt verdiğinde daha da sarsılmıştım. "Yok artık." Dedim kendi kendime. Neydim ben, bir oyuncak falan mı? Bir deney faresi miydim ben onun için? Benimle oynuyor muydu, yoksa tepkilerimi mi ölçüyordu bilmiyordum ama sinirliydim...

"Bana bir açıklama yap." Dedim sert bir ses tonuyla. Bakışları farklı yerlerde dolandığında derin bir nefes verdim. "Ben bunu çekecek ne yaptım?" Diye mırıldandım. Bu acı her saniye katlanıyordu.

Gözlerimizi birleştirdim. Benimle oynuyordu resmen...

"Davranışlarını kontrol et JungKook." Dedim sertçe. Ellerimi cebime yerleştirdim, gözyaşlarım duraksıyordu. O ise tek bir kelime bile etmeden öylece bana bakıyordu. Harika. Artık bir duvarla konuşuyorum.

Duvarların duyguları yoktur HyeRim, içini boşalt.

"Senden nefret ediyorum JungKook." Dedim tek elimle yeniden yanaklarımda tur atmaya başlayan gözyaşlarımı silerek. "Benimle oyuncakmışım gibi oynuyorsun. Benim de duygularım var! İncinebiliyorum, kırılabiliyorum, bazen çaresiz de hissediyorum. Gerçi senin neden umrunda olsun ki? Önce kendi hayatını yaşamak istediğini söyleyerek benden ayrılıyorsun; hayır, sana hak veriyorum,"
Duraksayarak derin bir nefes aldım. "...senden anlayışla uzaklaşıyorum ama şimdi de gelip, aramız hiç bozulmamış gibi beni öpüyorsun."

Yanaklarıma değen saçlarımı geriye attım. "Ben senin oyuncağın değilim JungKook. Hayatımdan bir kere dışarı adım attığın zaman, öylece geri gelmeyi düşünmemelisin. Benimle vaktini harcamak istemiyorsan, benden uzaklaşmalısın. Aynı benim yaptığım gibi. Adım adım, kırıla döküle de olsa, uzaklaşmalısın."

Yine tepki vermiyordu. "Sen hayatımdan çıktığından beri en azından bir şeyler rayına oturuyor. Bu yüzden lütfen, kendin için de, benim için de benden uzaklaş. Eğer kendi hayatını yaşamak istiyorsan."

Tam arkamı dönüp ilerleyecektim ki tekrar ona döndüm ve son cümlelerimi söyledim. "Ayrıca resim defteri. İçinde benim bulunduğum o resim defteri. Onu istiyorum."

"Vermeyeceğim." Ağzından da hayırlı bir şey çıksın, değil mi JungKook?

"İçinde ben varım, en azından benim olduğum sayfaları ver. Onca zaman beni izlemişsin, tabii 'sözde'. O da mı bir yalandı bilmiyorum ama o resim defterini bana ver, o defterin sende kalmasının bir manası yok artık. İnsanlar kötü anıları unutmak isterler, bence sen de unutmaya ilk adımı böyle atmalısın."

"Kötü bir anı değil ki."

"Senin vaktini çalan biri senin için ne kadar iyi olabilir ki JungKook?"

saver || jeon jungkookBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin