"Bugün JungKook'u hiç gördün mü?" diye sordum BaekHyun'a. "Ben nereden bileyim?" diye ters bir şekilde cevapladığında ise kapüşonumu düzeltip cebimdeki telefonumu çıkardım.
Onu aramaktan vazgeçmeyecektim. Gittiğine inanmıyordum. Sadece bir gün geçmişti konuşmamızın üstünden. Taşınmasına daha vardı. Aniden gitmiş olamazdı, kesinlikle başına bir şey gelmişti. En azından benim emin olmak istediğim şey buydu.
"Eve gitmelisin. Abin kızacak. Yarın okul çıkışı alırım seni." Başımı salladım. "Teşekkür ederim Baekkie~" Abim gibi kollarını açtığında gidip sarıldım. Sırtımı patpatladı ve derin nefes alışını göğsünün inip kalkmasından anladım.
"Abinle tartışmaya girme sakın. Canın sıkılırsa, sıkkın hissedersen beni ara, orada olacağım."
"İntikam alacağını düşünüyordum." Sıkıca sarıldı. "Bu sıralar üzgün gözüküyorsun. Seni önce mutlu etmeliyim ki, intikamım daha çok işe yarasın." dedi ve son kez sırtımı patpatladıktan sonra beni omuzlarımdan tutup geriye doğru ittirdi. "Hadi, eve git."
Karanlığın içine eve doğru koyulurken telefonumla onu bir kez daha aradım.
"Aradığınız numaraya şu anda ulaşılamı-" Telefonu cebime attım ve bıkkın bir nefes verip parka doğru geri adımlar attım. Oturup yüksek sesle düşünmeliydim.
Her zamanki gibi kaydırağa oturdum ve başımı gökyüzüne çevirdim. "Bugün de yıldız yok." uzandım ve düşünmeye başladım. "Haftaya bugün, dediğine göre daha vaktimiz vardı." Nefes alıp elimi karnıma koydum. "Hep arayacağını da söylediğine göre, ki yalan söylediğini düşünmezsek, henüz gitmemiş oluyor." Yan dönerek yattım ve derince soluklandım. Ağlamak istediğim, bir o kadar da kendimi kötü hissettiğim çok belliydi. Ama yine de kendimi tutuyordum, ağlamak beni daha da kötü yapacaktı bunu biliyordum çünkü.
"Eğer JungKook benim kurtarıcımsa, henüz gitmemiştir. Belki de buradadır..." diye mırıldandım ve oturur pozisyona geçip sağıma soluma baktım. "Ah, ne saçmalıyorsam... Dizi filan çekmiyoruz, burada değildir o." Kapüşonumu düzeltirken mırıldandım. "JungKook kapamamı söylerdi."
Tekrar yattıktan sonra boş gökyüzüne çevirdim bakışlarımı. "Incheon'a taşınacaklar, altı günümüz vardı ve o erkenden ortadan kayboldu. Her dakika oradan buradan çıkıp beni kurtaran adamın aniden gitmiş olmasına inanmıyorum. Ya JungKook! Buradasın değil mi?" Hızlıca oturur pozisyona geçip bağırdığımda etrafta hiç bir kıpırdama falan olmamıştı. "Ah... İçimden bir ses burada olduğunu söylüyor ama!"
Yine hiç bir hareket sezmesem de konuşmaya devam ettim. "Açıkçası senin bu kadar erkenden gitmiş olmana inanmıyorum. Sen gitmezsin o kadar erken, hem haftaya demiştin. Sana inanmıyorum, şimdi neden saklanıyorsun bilmesem de...konuşmak istiyorum, ağlamak istiyorum, seni görmek istiyorum... Ah, ne konuşuyorsam zaten, dizi filan çekmiyoruz, sağdan soldan çıkıp bana sarılmayacaksın, karanlıkta beni korumak için takip etmeyeceksin biliyorum. Ama buna inanmak istiyorum. Delirdim mi? Eğer öyleyse delirmiş olayım ama hala buralarda olduğuna inanmam için içimden bir ses bana bağırıyor. Hye o burada, diyor. İnanmamak elde değil... Sanırım deliriyorum. Hayır, kafayı yedim. Ah, kendimle çelişiyorum!" Sinirle bağırıp bedenimi kaydırağa bıraktığımda kafamı sertçe çarpmamla bağırdım. "Ah! ACIDI BE!"
Kapüşon giymiş olmama rağmen acısını fazla hissetmiştim. "Ah, cidden! Her şey neden bu kadar kötü ki?! OF OF OF OF O-" Ağzımın üstüne kapanan el ile ah, JungKook geldi işte, diye düşünüp neşeyle başımı kaldırdığımda gelenin Shin olduğunu görmüştüm.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
saver || jeon jungkook
Fan-FictionKorumak isterken yalanlara boğan da sendin, Jeon JungKook. ©hhyesria
