Yıkandığım için saçlarımın ucu hafif nemli kalmıştı. Havluyla saçımı kurularken bir yandan da dışarıyı izliyordum. Evin içi çok da sıcak değildi bu yüzden kapüşonlumu giymiştim.
Masamın üstündeki telefonun titreşmesi ile yerimde sıçradım. Kolayca korkuyordum.
BaekHyun:
Yah parka gelsene
Senden intikam almak için kahve alıp seni bekliyorum
hava çok soğuk değil ama yine de montunu giy
Bekliyorum hala
Kapımın arkasında asılı olan montumu alıp üstüme geçirdim. İntikam almak içib kahve alıp gelmek? Canı sıkılmadıysa adım Hye değil.
Merdivenlerden inerken salondan beni gören abim soru sordu. "Nereye?"
"Parka?"
"Tek mi?"
"BaekHyun'la." Başını salladı. "Tamam."
"Annem hala gelmedi mi?" Başını bana çevirmeden konuştu. "İş gezisi mi neymiş, sanırım şu an Jeju'da."
"Ciddi misin? Hiç haber vermemişti." Omuz silktiğinde son kez konuştum. "Çıktım~!"
(...)
Parka geldiğimde beni gören BaekHyun sinirle konuştu. "Niye bu kadar geciktin? İntikam alacak olan benim." Normal adımlarla salıncağa ilerledim ve yine bir çocuk gibi oturdum. Kahveyi bana uzattı.
"Nasıldı okulun ilk günü?"
"Ah...tam bir kabustu." Bardağı dudağından uzaklaştırıp konuştu. "Neden? Ne oldu ki?"
"Okulu çok masum bir yer diye düşünmüştüm, gerçekten de çok sakin gözüküyordu. Ama ben yüzümü yıkarken arkamda biri belirdi. Adı Shin. Yemekhane de tanışmıştık, bana çok güvenilir gelmemişti zaten.
Benden hoşlandığını falan söyledi. Saçmaladığını söyledim. Çıkışta beni ara sokakta bir yere soktu ve baya sıkıştırdı. Kötü bir amacı olduğunu anlamıştım...yatmak istiyordu..."
"Onunla yattın mı?!" Gözlerini büyütüp ağzı açık bana bakan BaekHyun'u bağırarak reddettim. "Tabii ki hayır!"
"İçime su serpildi. Sen sen ol, masum kal." Elimi her neyse, dercesine havada sallarken kahvemden bir yudum aldım. "Beni baya köşeye sıkıştırdı, buram buram sigara kokuyordu. Ben korkudan titriyordum, hatta ağlamaya başlamıştım. Sonra o geldi."
"Kim?
"JungKook." Dedim kısaca ve salakça gülümseyip kahvemden bir yudum daha aldım. "Ah cidden... O serseriden hiç hoşlanmıyorum."
"Sensin serseri, o hiç de serseri değil." BaekHyun işaret parmağını havada sallayarak azarlarcasına konuştu. "Şimdi de beni gömüyor musun? Ne çabuk sattın!" Havadaki elini ittirdim. "Hayır hayır ya ne satması! Sen benim biricik arkadaşımsın. Hayatta satmam seni. Serseri Baekkie~"
Kahkaha attığımda o da güldü.
"Serseri Baekkie~? Bana Kookie bile demedin." Arkamızdan önümüze doğru gelen sesin sahibi ile BaekHyun'a döndüm. "Ee Baekk7ie, senin okulunda başka bir şey oldu mu?"
"Hiç bir şey, hiç bir şey olmadı." JungKook araya yeniden girdiğinde ona kızgın bakışlarımı attım. "Ben onu Baekkie'ye sordum, sana değil."
"Yarın okul çıkışı, oyun oynamaya gidelim. Senden intikam almalıyım."
"Olu- Aslında, yarın okul çıkışı işim var. Belki sonra?"
"Ya yarın ya hiç."
"Ama Baekkie~ Birine söz verdim bu yüzden olmaz. Huh? Lütfen~ Bana küsme-" Sözümü kesip sertçe yanıtladığında ürkmüştüm.
"Senden intikam alıyorum, istediklerimi yapmak zorundasın."
"Hayır, yarın benimle geliyor." JungKook'da araya girdiğinde başımı eğdim. Aslında kavganın hiç vakti değil gençler.
"Benimle gelecek. Zamanında yaptığının karşılığını ödemeli." JungKook sinirle yumruğunu kaldırdığında uzanıp eline hafifçe vurdum. O da elini indirdi.
"O zaman yarın benimlesin. Çıkışta görüşürüz." Elinde kahvesiyle havalı bir şekilde yürüyerek giden BaekHyun'a arkadan bağırdım. "Bay bay Baekkie!"
"Bana Kookie demelisin."
"Garip geliyor kulağa."
"Ama çok güzel Baekkie diyorsun. Kookie de, Kookie." Salıncakta sallanmaya başladığımda zinciri tutan elimi tuttu ve beni durdurdu. Uzun zaman sonra, yine.
"JunRi ile ne oldu?"
"Ayrıldık." Dediğinde başımı salladım. "Çok üzüldü mü?"
"Kolunda baka bir adamla eve doğru giderken yakaladım onu. Üzülmemiştir."
Salıncaktan çıktım ve ayağa kalkıp kahveden bir daha aldım. Elimdeki bardağı salıncağın üstüne koyup JungKook'a sarıldım. Sebepsiz, sadece içimden geldi.
JungKook'un eli kafamdaydı. Enseme doğru getirdiği eliyle azıcık saçlarımı sıktı. "Saçların sırılsıklam. Neden böyle çıktın ki dışarı. Soğuk alacaksın!"
Kapüşonumu başıma geçirip iplerini sıktı ve üstüne bir de montun kapüşonunu geçirdi. Başımı kaldırıp azıcık ışık vuran onun yüzünü izlerken gözleri gözlerimi buldu. Kapüşonumu tutmaya devam ederken gülümsedi. Ben de gülümsedim. Sevmek, buydu.
"Bir zamanlar bu sadece bir hayaldi. Sana bakıp gülümsediğimde, senin de bana gülümsemeni hayal ederdim. Ya da beni sevmeni, el ele tutuşabilmeyi, sana temas etmeyi, seni korumayı hayal ederdim. Koskoca bir yıl..."
"O kadar olmadı ki." Diye mırıldandım. "Ben seni koskoca bir yıldır seviyorum. Aslında umudu kesmiştim." Gülümsediğinde yine güldüm. "Ben de tahmin etmezdim, seni seveceğimi."
Kıkırdadığımda muhteşem bir şekilde güldü, beyaz tavşan dişleri gözüktü ve kiraz rengi dudakları aralandı. Gözleri hafifçe kısıldı, gözlerinin içi bile gülüyordu.
Onu ağzım açık izliyordum. Cidden...mükemmel gözüküyordu.
Gözlerimizi yeniden birleştirdiğinde dudaklarını birbirine bastırdı ve kapüşonumla birlikte beni kendine doğru daha çok çekti.
Büyük montun, büyük kapüşonuna kafam tam yerleşmiş, JungKook da dudaklarımızı birleştirmişti. Azıcık parmak ucuna çıkmak zorunda kaldım ama neyse...
Kapüşonumdaki ellerinden biri önce enseme gidip orada hafif nemli saçlarla oynarken diğer eli yanağımdaydı.
Gülümsediğini hissettim. Bende mutluydum, en az onun kadar.
Huzurluydum, mutluydum...hep böyle kalabilmeyi diledim.
Umarım her zaman böyle mutlu oluruz. Her zaman birlikte oluruz.
(...)
Kabul ediyorum, pek uzun bir bölüm değildi
JungKook'u betimlerken benim ağzım açık kalıyor da, ben farkında sonra varıyorum ya
Çocuk muhteşem bir varlık
Resmen A++++++++++++ yani
Saranghaeyoladım♥
-hyhyhye'niz
ŞİMDİ OKUDUĞUN
saver || jeon jungkook
FanfictionKorumak isterken yalanlara boğan da sendin, Jeon JungKook. ©hhyesria
