(...)
Karanlığın içinde resim defterinin parlak kapağını kaldırdım ve ilk boş sayfaya baktım. O da benim gibi ilk sayfaya bir şey yazmayanlardandı sanırım.
Sayfaları çevirdikçe, hayatım değişecekmiş gibi hissediyordum. Benim hislerimde, yaşantımda büyük değişiklikler yapabilecek şeyler varmışcasına korkuyordum. Ama bazen, korkuların üstüne üstüne gitmek gerekir.
Üstümdeki örtüyü itip yanımdaki sehpaya çömeldim. Karanlıktan hiç bir şey görmüyordum, bu yüzden elimi kapalı llan telefonuma uzatmıştım ama JungKook telefonjnun flaşı ile duraksadım. "Sen deftere baktıktan sonra geri alacağım. Hemen bak." Dedi normal bir ses tonuyla.
Elimi sayfaya koydum ama çevirmeye cesaret edemedim. Ben manyak gibi korkuyordum. Abim ve JungKook sırf bunun içindeki bir kaç resim için tartıştıysa, ben bunları gördüğümde hayatım karmakarışık olabilirdi belki de. "Hadisene." Dedi JungKook. Ben ise elimi sayfadan geri çektim. "Korkuyorum." Dedim yavaşça. "Ben korkuyorum. Hiç gerek yok." Dedim ve geriye doğru ayağa kalkıp bedenimi koltuğa bıraktım.
Elini koltukta oturan bana uzattı. Hiç bir şey değişmeyecek ki. Her şey senin kararlarına bağlı. Sadece bu defteri görmeni istiyorum."
Elini tutmadan yere oturdum. "Peki. Peki bakacağım." Dedim ve defterin ilk sayfasını usulca kaldırdım.
'Bugün o gün müydü?
Hani dizilerdeki gibi saf salak aşık olacağım gün.
Ne kadar da salakça. Aşık olmak benim işim değil. Ama oturmuş bu defteri yazıyorum. Salakça değil, salak olan benim. Duygularımın esiri oldum ve bundan kurtulmak çok zor.
Onun sesini henüz duymadım, onunla tanışmadım ama bir kaç gündür akşamları parka çıkıyor. Gerçekten çok güzel bir kız. Minik bir yüzü, keskin yüz hatları var. Eminim çok da iyi kalpli biridir.'
Bu yazının yazdığı yerin hemen yanında salıncakta oturmuş, telefona bakarkenki bir fotoğrafım var. "Ruhum bile duymamıştı." Diye mırıldandım ve işaret parmağımla fotoğrafa dokundum. Hemen altında da fotoğrafın aynısını kuru boyalarla çizmişti. "Güzel çizmişsin." Dediğimde hafifçe kıkırdadığını duymuştum.
Önümüzdeki bir kaç sayfa da bu şekilde, çektiği fotoğrafları çizmesiyle ilerliyordu. Ve sonra o sayfayla karşılaşmıştım.
'Ne olduğu önemli değil
Ne kadar dayak yediğimde önemli değil
O az kalsın ölecekti
İyi ki sadece ona odaklanmıştım, çekmeseydim neler olurdu düşünmek bile istemiyorum
Kulaklarını kapatmıştım, umarım korna sesini duymamıştır...kıyafetine de kesin kan bulaştırdım, lanet olsun ya
Ne yazdığımı bile bilmiyorum, ama silmek de istemiyorum
Olur da bir gün hafızamı kaybedersem ya da ölürsem, arkamda bu defteri bırakmak istiyorum
Sevginin bu kadar etkili bir şey olduğunu bilmiyordum.'
Hafifçe gülümsedim. Hemen ardından lamba yandı kafamda. O beni seviyordu. Yine de tereddüt ediyordum...
Bir sayfa daha çevirdim.
'Öptüm
Öptüm
ÖPTÜM
Çok şirindi
Biraz korkmuş gibiydi, benim yüzümden beli de acıdı. Umarım bir şeyi yoktur.
Ağlamaya başladım, sebebini bilmiyorum. İçimden geldi, aklımda o anın tadını çıkarmak vardı aslında. Ama o bunu istemiyordu ve ben onu zorla öptüm. Bunun pişmanlığı olsa gerek.
Akıldan çıkmayacak bir pişmanlık.
Buraya yazdığım için hiç unutulmayacak bir pişmanlık.' Yazının hemen yanında bir tane kahve bardağının resmi vardı.
"O gün Caramel Macchiatto içmiştin değil mi?"
Başımı sallayarak onu onayladım. "Nereden bildin? Buraya bile çizmişsin."
"Dudağında karamel kalmıştı." Dediğinde dank etti. Gece yorgunluğu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
saver || jeon jungkook
FanfictionKorumak isterken yalanlara boğan da sendin, Jeon JungKook. ©hhyesria
