Eve girdiğimde gözlerim kıpkırmızıydı, soğuğun etkisiyle eklemlerim neredeyse donmuştu ancak abim bana bir şey bile demedi. Bu konu hakkında, JungKook hakkında konuşmadı bile. O da biliyordu, biz bir daha karşılaşmayacak ya da konuşmatacaktık. Bu bizim sonumuzdu. JungKook ile benim hiç olmayan sonumuz...
"İyi geceler." Abim mırıldandı ve odasına çıktı.
Ona cevap vermedim, daha doğrusu verecek cevabım yoktu. Yatağıma girmek istedim, ancak uykum da yoktu. Sadece...donmak istiyordum. Kendimi bu dünyadan soyutlamak... istiyorum...
(...)
Yapamadım.
Uzaklaşamadım.
Kendimi evden çıktığım gibi hastanede bulmuştum.
Bir şey çekiyordu beni buraya. İçimden bir ses JungKook'a inanmamamı söylüyordu. Onun dediklerini terslemem gerektiğini, sadece kendi bildiğim gibi yapmamı söylüyordu. Ben de içimdeki sesi dikkate aldım ve hastaneye geldim.
JungKook'un sevgilisinin biraz uzağında bekliyor, kapıyı gözlüyordum. JungKook oradan sapasağlam çıkana kadar buradaydım. Sonrasında ben neler yaparım, ona dair fikrim yok.
Sevgilisi beni fark ederse, bana neler yapardı şu anda, kim bilir? Ona gözükmeden gizlice durmakla iyi bir şey yapmıştım.
Neden JungKook'a inanmamalıydım peki? Bunu bende bilmiyorum, içgüdülerine göre hareket eden biriyim işte... Her nedense buraya gelmekten hiç pişman değilim.
"JungKook-ah..!" Sevgilisinin sesi ile kafamı kaldırdım. Kız gerçekten duygusal görünüyordu...Onu gerçekten seviyor olmalıydı. Belki de basit bir geceliklerden değildi bu kız. Gerçekten seven bir kızdı.
Acaba aralarına mı giriyorum, diye düşünmeden edemedim. Ama yine de içgüdülerime uymaya karar verdim. Bu konu benim için önemliydi. Ben onu seviyordum ve o da beni sevmişti. Bu kadar kolay unutamazdı. Resim defterine çizecek kadar sevdiyse, kolay kolay unutamazdı.
Normal odaya alınmak için asansöre bindirilen JungKook'la aynı asansöre binemedim. JunRi'de onunla aynı asansöre binmemişti. Dışarıda kendisiyle konuşan hemşireye karşılık başını aşağı yukarı salladı ve kapıya yöneldi. Kapı benim hemen arkamda olduğundan hızla geriye doğru ilerledim.
O kapıdan çıktığı gibi asansörün önüne koştum. Kimse asansörü çağırmamıştı, asansör en son dördüncü katta gözüküyordu. Yani dördüncü kattaki herhangi bir odadaydı.
Asansör tuşuna hırsla bilmem kaç kez basarak abandım. Tanrı aşkına bu kadar yavaş bir asansörün hastanede ne işi var ?!
Sonunda asansörün kapısı açıldığında binerek dördüncü kata bastım. Asansör her zamanki yavaşlığıyla yukarı doğru çıkarken ben sadece olduğum yerde tepiniyordum. Hızlan be! Şükürler olsun ki dördüncü kata ulaşabilmiştim. Hızla bedenimi dışarı attım ve odaların önünde koşuşturmaya başladım. JungKook, neredesin?
İçeriden doktorların ve hemşirelerin çıktığı odaya ilerlediğimde onu görmüştüm. Yüzüne yeni pansuman yapılmış, bileği sargılı, halsiz bir şekilde yatan JungKook...
"Ah...tanrım." Mırıldanarak odaya girdiğimde halen uyuyordu. Sessizliğin arasında onun nefes alışverişini duyabiliyordum. Bu bana iyi hissettirmişti. Onun varlığını, hissetmek bana bir kez daha, çok iyi gelmişti.
Olduğum yerde ayakta durarak ona doğru mırıldandım. "Şimdi anlıyorum... Aşık olmanın nasıl bir şey olduğunu."
İlk başında onu reddetmemeliydim. O zamanlar aşk nedir, sevgi nedir bilmiyordum. Onu anlamıyordum, bu yüzden reddetmiştim. Hem başıma bela almak istemiyordum, hem de onu hiç bir şekilde anlamıyordum. Onu anlayamam sanmıştım. Aşık olmam, demiştim. Ben aşık olmam, diye içimden geçirmişken bir anda kendimi ona aşık bulmuştum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
saver || jeon jungkook
FanfictionKorumak isterken yalanlara boğan da sendin, Jeon JungKook. ©hhyesria
