**uzun bölüm**
(...)
Sabah kalkar kalkmaz eve gitmiş ve üstümü değiştirmiş, JungKook'u da yanıma alıp dans kursuna gitmeye karar vermiştim. Bugün gidene kadar benimle kalabilirdi nasıl olsa.
Ayrıca, bana videoda attığı çocuğun bizim dans stüdyosunda bir öğretmen olduğunu söylemişti. Bir aile kadar yakınlarmış o çocukla, ama bir süre iletişimleri kesilmiş. Gidince çok sevineceğinden de emindi üstelik JungKook.
Kurstan içeri girdiğimizde arkadaşının stüdyosunu direkt bulmuştu. Burada öğretmenlerin kendilerine ait dans stüdyoları vardı. Ayrıca öğrencilerle ders yapmak için başka sınıflar vardı.
'Hope World' yazan bulanık cam kapıyı azıcık araladı. İçeride masanın yanında oturup telefona bakan çocuğu görünce bana dönmüştü.
Cebinden telefonunu bana verdi. "Sende kalsın. Gizlice yanına giderken düşer falan, planım batmasın. İstiyorsan sende gel. Ben gidiyorum." Dedi ve yanağımdan makas aldı. Ardından içeri girdi.
Açıkçası içeri girmeyi düşünmüyordum. Sonuçta arkadaşların arasına girmek çok da iyi bir hateket olmazdı.
Bu yüzden iki kat üstteki son katın merdivenlerine çıktım. Arkamda terasın kapısı, önümde merdivenler vardı. Kısa süreliğine hava almak için terasa çıktım.
Püfür püfür esen rüzgara karşılık vererek durdum öylece. Gözlerimi kapatarak parlayan güneşe karşı koydum.
Kenara gittim aşağıya bakmak için. Kafamı eğdiğimde yoğun trafik, ve karınca boyutlu insanlar görmek ne kadar yüksekte olduğumu yüzüme vurmuştu. Bu korkunçtu.
İçeri geçip merdivene oturdum ve JungKook'un telefonuna baktım. Azıcık karıştırsam, bir şey olmazdı herhalde.
Pekala, şifresi vardı ancak en basitinden bir kaç şey deneyebilirdim.
Doğum tarifimi yazıp tuşa bastığımda ekran direkt açılmıştı. Ve güzel yanı, arkaplanda salıncakta sallanan benim fotoğrafım vardı. Benim Kook'um.
Düşününce, bende hiç JungKook'un fotoğrafı yoktu. Galerisinde fotoğraf bulma umuduyla ikona tıkladım.
Benim fotoğraflarım da, internetten aldığı ekran görüntüleri de vardı. Onun çektiği selfielerden bulup bir kaçını telefonuma attım. Ekranı kaydırırken gözüme bir dakika yirmi iki saniyelik bir video çarpmıştı. Hadi ama, kötü bir şey değildir.
Videoya tıkladım ve izlemeye başladım. Yatağın üstünde, yastığı çenesinin altına koymuş JungKook, kameraya konuşuyordu.
'2017, ve ben delirmek üzereyim. yanına gidip konuşmak istiyorum ama korkuyorum...." yüzündeki yaralara dokundu. 'abisi bugün resim defterimi buldu, zar zor kurtardım. ondan uzak durmamı söyledi, daha ne kadar dayanırım bilmiyorum... onu korumak istiyorum... ben gitmeliyim, birazdan parkta olur.' Ve video burada bitiyordu.
Kıkırdayarak ikinci videoyu bulup açtım. Yaklaşık süreleri aynıydı.
'2018, bugün onunla konuştum, gergindim'
JungKook beni bulmuştu, karşımda duruyordu. "Ya ver." JungKook uzandığında yine geriye kaymış, ekrana bakmaya devam ediyordum. 'En azından konuşmaya cesaret edebildim... ve ağır bir şekilde reddedildim.'
"Reddedilmiş..!" Sesli bir şekilde kahkaha attığımda ekrandaki JungKook'da, gerçekteki JungKook'da üzgündü. 'Ama yine de güzeldi, aklımda kaldığı kadarını resim defterine çizdim.'
"Ya, resim defteri~" diye yakınmama karşılık eli tekrar telefona uzanmasıyla yerde geriye kayıp ekrana bakmaya devam etmiştim. 'Hayallerim hayal olarak kalacak... belki de sadece vazgeçmeliyim.' JungKook yatakta dizlerinin üstüne kalkmış, ardından parmaklarını saçlarının arasından geçirmişti. 'Ondan vazgeçmek zor olamaz.... ona aşık olduğum gibi başkasına da aşık olurum. hah, hyerim de kimmiş?!'
ŞİMDİ OKUDUĞUN
saver || jeon jungkook
Fiksi PenggemarKorumak isterken yalanlara boğan da sendin, Jeon JungKook. ©hhyesria
