thirtyfour : pt.1

1.7K 134 40
                                        

(...)

"En başında da söylememiştin. En sonunda da söylemiyorsun. Bu sefer yine öğrenmek için çabalayacağım, ama devamı gelmeyecek." Dedim normal bir ses tonuyla.

İlk anlarımızı anımsarken hafifçe gülümsedim. O zaman da sormuştum ona. O zaman da söylememişti. Ve ben zorla öğrenmek için çabalamıştım. Sonu ise buydu.

"Sen ve soruların artık umrumda değiller."

"Söyleyemem, dedin. Söyleyememenin sebebi ne peki?"

"Canım öyle istedi çünkü." Göz devirdim. Ona kaş göz dalma isteğimi yerime getiremiyordum bile. Her şeyi geçtim, şu an onun yüzüne bakarken bile ilk anımız aklıma geliyor, gitmek bilmiyordu. Kafayı sıyırmama bir gıdımcık kalmıştı.

"Peki resim def-"

"Hayır, resim defterini de unut. Şansını çok zorluyorsun."

"Yani bu benim resim defterini almak için bir şansım olduğu anlamına mı geliyor?"

JungKook bıkkın bir nefes verdi ve konuşmaya başladı. "Chin Hwa ile olan konuşmamaı bölmem için konuşuyorsun. Ve dediklerinin biraz bile olsun anlamı yok. Gidiyorum."

Bu sefer söyleyecek bir şeyim de kalmamıştı. O da çekip gitmişti. Elimle tuttuğum kaykayı yere sertçe bıraktım ve bir adımımı üstüne koydum. İlerlemek istemiyordum oysa ki.

Şu yere oturup, az önce konuştuklarımızı düşünüp ağlamak istiyordum. Suratındaki ifade eskisine kıyasla bıkkın ve soğuktu. Bana eskisi gibi bakmıyordu. Eskiden karanlıkta parıldayan gözleri ise bomboş bakmıştı. Bu sefer kesinleştirmiştim onun için ne olduğumu.

İstemsiz de olsa kaykayı biraz ittirdim ve eve doğru sürmeye başladım. Özellikle parkın  arkasından dolanmıştım, o ikiliyi görmek istemiyordum. BaekHyun'u ise görmeyi hiç istemiyordum. Nasıl intikam alınacağını iyi biliyordu.

 Eve gittikten sonra abimle aramda neler yaşanacağını düşünmek de istemiyordum. Ona henüz JungKook'la ayrıldığımızı söylememiştim. Söyleyip söylememek konusunda bende kararsızdım.

Abim bize izin vermişti. Ve üstünden çok bir zaman da geçmemişti. JungKook'un da o gün benim kadar mutlu olduğunda eminim oysa ki...

 JungKook hakkında kesinlikle emin olduğum iki şey vardı. Birinicisi JungKook'un aslında hiç göründüğü gibi olmadığı, aynı BaekHyun gibi serserinin biri olduğuydu. İkincisi ise onun hiç güvenilmeyecek biri olduğu, aynı anda iki kızla da ilgilenebilecek bir kapasiteye sahip olmasıydı.

 İkisi de benim onun hakkında olan görüşlerimi yıkan şeylerdi. Ona olan güvenimin uçmasını sağlamışlardı. Hala her an önüme çıkıp beni koruyacağını düşünmek istiyordum, ki düşünüyordum da, ancak bugün gördüğüm şeylerden sonra kendi kendimi kandırdığım acımasızca yüzüme çarpmıştı.

 Zamanında o benim platoniğimdi, şimdi ben mi onun ki olacaktım? Asla karşılıklı duygularımız olmayacaktı anlaşılan.

 Ayağımı her yere değdirip kaykay üstündeki bedenimi ileri savurduğumda, içimdeki umut ve hırs biraz daha artıyor, birbirlerini destekliyorlardı. Umudum hala JungKook'un bizden vazgeçmediğini söylüyor, hırsım ise resim defterini artık alma vaktinin geldiğini yüzüme vuruyordu. Ve hırsım umudumu dürtüyor, defteri alırsam JungKook'un hala bir şeyler hissettiğini anlamamı sağlayacağını söylüyordu. Yani yeni hedefim resim defterini almak olmalıydı.

 Evin önüne geldiğimde kaykayı ayağımdan fırlatarak elimle yakaladım ve kapıya doğru ilerledim. Ancak içeriden gelen abimin bağırma sesiyle kapıdan iki adım geriledi,m. İçeriye şimdi girmem doğru olur muydu, pek emin değildim.

saver || jeon jungkookHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin