(...)
Bugüne de mutsuz başlamıştım ancak içimde hala bir umut vardı. Yine de üzgündüm, halsizdim. Onun eksikliğinin gün ve gün geçmesini beklemiştim ancak aksine gün ve gün daha da kendini belli etmişti acım, daha da artmıştı.
Ah, JungKook. Sana ihtiyacım var.
Sırtıma taktığım çantayı önüme alarak otobüste tek kişilik koltuğa oturdum. Yol üstündeki marketten aldığım çilrkli sütü çıkarıp çalkalamaya başladım. Tatlı bir şeyle güne daha iyi başlayabileceğimi düşünmüştüm.
Bir kaç saniye sonra pipeti alüminyumdan geçirerek pembe renkli sütle buluşturdum. Gözlerim camın ardındaki hayattaydı. Kimisi mutlu, kimisi üzgün, kimisi de neden bu kadar meşgul olduğunu sorguluyordu. Ben ise ikinci kategorideydim. Üzgündüm ama içimdeki umudu uyandırmaya çalışıyordum.
Çilekli süt ağzımın içine yayılmışken otobüs durakta durmuştu. Otobüse binenleri hiç görmemeyi dilerdim aslında. JungKook ve yeni sevgilisiydi çünkü bu ikili.
Çilekli sütün işe yaramayacağını anlasam da içmeye devam ettim. Onların üstünden gözlerimi çekmek istedim ama kızın JungKook'a olan bakışları beni sinir ediyor, saldırmamı olası hale getiriyordu.
Artık otobüste de rahat yoktu bana. Yürürken Shin, otobüste JungKook ve Shin... Ne yapayım yani? Olmayan paramla jet falan mı satın alayım?
Bıkkınca nefes verdim ve sütü hızlıca içtim. Titreşen telefonumu elime aldım.
Abim:
Okula vardın mı?
HyeRim:
Otobüsteyim.
Abim:
Bir sorun yok değil mi?
Başımı yukarı kaldırıp nefes verdim. Abimle konuşmak bile istemiyordum. Hiç bir şey onu ilgilendirmiyordu. Üstelik o dün yanağımda bıraktığı acıdan sonra.
Açıkçası hala orası acıyordu. Dışarıdan hiç bir şey gözükmüyordu, çünkü üstüne evde banyoda bulduğum annemin fondöteninden sürmüştüm. Suya dayanıklı değildi, ama yine de gün içinde işimi görürdü. Olurda çıkarsa, saçımla kapatmaya çalışırdım. Dokundukça hala acıyordu. Ağzımdaki pipetle birlikte gözlerim istemsizce JungKook'a kaydı. JungKook canım yanıyor. Kalbim de yanıyor, yüzümde. Demek istedim. Uzanıp ellerini tutmak, kendime çekip sarılmak istedim. Beni bırakma, demek istedim. Ama olmadı, yapamazdım da zaten.
Bitmiş sütün kutusunu yamulttuktan sonra grçtiğimiz yoldan, benim ineceğim yere yaklaşık üç durak kaldığını anladım. Dışarıda tutmaya çabaladığım gözlerim istemsizce o ikiliye kayıyor, sinirimi bozuyordu.
"Neden şimdi farklısın?" Diye sordu kız JungKook'a. Sessiz otobüste bunu duymam zor olmamıştı. "Sonra konuşalım. Okula kadar azıcık dinlenmelisin." Ardından kızın başını omzuna değdirmişti.
Ve ben...yine ve yine sinirlerime hakim olamadım. Hızlıca butona bastım. İnerim, okula yürüyerek giderim ve başıma bela alırım. En azından daha az canım yanar.
Ayağa kalkıp çantamın tek kolunu taktıktan sonra kapının önüne geçip beklemeye başladım. Gözlerimi hiç JungKook'un tarafına çevirmedim bile. Hem utanıyor, hem de kıskanıyordum.
Elimdeki telefonun titreşmeye başlamasıyla ekrana baktım.
'Abim arıyor...'
Aramayı reddettim, hatta üstüne telefonu tamamen kapattım. En fazla bir tokat daha yerdim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
saver || jeon jungkook
FanficKorumak isterken yalanlara boğan da sendin, Jeon JungKook. ©hhyesria
