fourty : i will help you whenever you need

2.6K 124 65
                                        

(...)

Arabanın köşeyi dönmesiyle abimi arkada bırakmış, ikimiz de derin bir nefes almıştık. "İyi misin?" Dedi JungKook başını bana çevirip.

Ne kadar berbat bir durumda olduğumu anladım o an. Abimden şiddet görmeye başlamıştım ki ve bunun devamı gelecekti. JungKook kurtarıyordu beni. O koruyordu beni. Artık ailesine bile güveni olmayan bir kızdım. Lise bire giden bir kız.

Dudaklarımı birbirine bastırarak ağlamamı tutmaya çalıştım. JungKook saniyelik bakışlarını bir bende, bir yolda gezdirip duruyordu. "Ağlayabilirsin." Dedi şefkatli bir ses tonuyla.

"Ağlamayacağım. Dik durmalıyım." Diye yanıtladım onu. "Dik durmana gerek yok, ben buradayım."

Cümlesiyle göz yaşlarımı yavaşça rahat bıraktım. "Gözlerin parlarsa senden daha çok etkilenebilirim bu yüzden çok da ağlama. Ağla ama kendini parçalama, tamam mı? Çözülemeyecek bir şey yok."
Ona bakarak ağlamaya devam ettim. "Ama hiç bir şey çözülemeyecek gibi gözüküyor."

Elleri direksiyondayken kısa süreliğine bana baktı. Nefesini tutmuştu ağzı hafif aralıkken, onun da gözleri parlamıştı. "Ne-ne oldu?" Dedim telaşla nefesini tuttuğu için.

"Sadece...sa-sadece, bilmiyorum, bir dalgalanma oldu işte. Genellikle seninleyken yaşadığım bir his, etkilendiğimden olsa gerek. Salak gibi kalıyorum." Dedi ve hafifçe kıkırdadı. Onun cümlesine katıldığımı belirttim.
"Aynısını bende yaşıyorum. Yalnız değilsin." Beraber güldük biraz.

"Eve gitmiyorsak, nereye gitmek istersin?"

"Şurada sana sarılsam yeter Kook, halsizim var başka hiç bir şey istemiyorum. Akşam dışarda da kalabilirim hatta. Ama şu an beni motive edecek ve iyi hissettirecek bir şeye ihtiyacım var ve bu sensin."

"İki dakika ver bana." Dedi ve arabayı çok işlek olmayan sokaklardan birine sokup, kenara park etti. Kendi kemerini açtı ilk, sonra benim kemerime uzandı. Tuşa basıp kemeri açtıktan sonra, kollarını yanlara doğru açtı.

"Gel bakayım." Kollarının arasına eğildim ve beni sarmalamasına izin verdim. "Şimdi birbirimize sarılarak,nefesimizi dinleyerek uyusak harika olurdu." Dedi Kook. "Burada uyuyamayız." Dedim yumuşak bir tonla. "Eve de şimdi gitmemiz tehlikeli olur." Diye de ekledi. "Evet o yüzden böylece duracağız."

Dediklerime güldü. "Seni bir yere götüreceğim. Görünce hatırlayacaksın orayı." Koltuğuma yaslanıp kemerimi takmaya çalışırken düşünüyordum. Neresi olabilirdi, diye. JungKook takmaya çalıştığım kemeri benim için tutup takarken konuştu. "Fazla düşünme. Bulursan hayal kırıklığına uğrarım."

Aklımda anılarımıza göz gezdirdim ve anladım JungKook'la berbaer gittiğimiz uçurumdu bence bahsettiği yer. Son derece güzel bir yerdi. Tabii o gün hava güneşliydi ve çiçekler pasparlaktı, rengarenkti ; şimdi ise yağmur yeni yeni diniyordu, nasıl gözükeceğini bilmiyordum ama fena olmayacağına emindim.

"Anladım ama." ded,m. Çünkü yalan söylemeyi sevmezdim, uzun süre bir şeyler gizlemekten de bir o kadar hoşlanmazdı. "Neresi?"

"Uçurum gibi olan yer. Seninle bağırdığımız." Başını salladı. "Doğru bildin ve üzüldüm. Sürpriz yapacaktım." dediğinde dudaklarını büzmüş JungKook yanağını mıncıkladım. "Önemli değil. Üzülme tamam mı? Orası şimdi ıslak olacağından farklı gözükecektir, ben bilmiyorum yani. Oranın nasıl görüneceği hakkında bir fikrim yok."

(...)

Bu uçurumda yağmur hala yağmaya devam ediyordu, Kara bulutlar her yeri kaplasa da, çiçeklerin ve ağaçların canlı renkleri sönmemişti. Etraf soğuktu, hatta buz gibiydi. JungKook elimi tutmuş, parmaklarımızı kenetlemiş ve birleşik olan ellerimizi kendi cebine sokmuştu.

saver || jeon jungkookBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin