fifty : lost stars

1.4K 111 41
                                        

(...)

"Ne?" Dedim kendi kendime. "İşte bu çocuk, ona güveniyorum. Kesinlikle kazanacak." Dediğinde TaeHyung'a dönüp omzuna güzel, ağır bir şekilde vurdum. Çıkan ses umrumda değildi bile.

Sahneye çıkan JungKook ve kızı görünce, kızın sabah otobüsteki kız olduğunu anlamıştım. Bir süredir birlikte çalışıyor olmalıydılar.

Kız kendisi için konan sandalyeye oturup o tanıdık melodiyi çalmaya başladığında bir iki damla gözyaşı firar etmişti bile.

Telefonumu çıkarıp müzik çalara girdim. Acele ediyordum, çünkü emin olmak istiyordum. Açılan uygulamada en çok dinlenenler kısmına tıkladığım zaman görmüştüm. İşte oradaydı. Bu şarkı, en çok dinlediklerimin en başındaydı.

'Lost Stars,
Adam Levine'

Bu şarkıyı söylecek olmasının yalnızca bir tesadüf olduğunu düşünmek beni daha iyi hissettirecekti. Zaten eğer bu şarkıyı benim telefonumdan görüp bana ithaf ederek söylüyorsa, ayrılığımızds en başından beri bir sorun var demekti.

"Ağlama. Seni öyle görse ne kadar üzülür." Dedi ve işaret parmağı ile rastgele yanaklarımdaki gözyaşlarını sağa sola ittirdi. Bizim okula ait öğrencilerin çoğu bana bakmıştı.
"Neden üzülsün ki? Saçma." Dedim hızlıca. "Sana söylememeliydim ama bu şarkıyı senin için söylüyor." Dedi. "Şimdi sadece sessiz ol ve dinle."

Titrek bakışlarımı sahneye çevirdim ve söylemeye başlamasıyla derin bir nefes aldım. Duymaya hazır değildim.

"Please don't see just a boy caught up in dreams and fantasies
Please see me reaching out for someone I can't see..."

  Sessinin eşsiz tınısında kaybolurken nefesimi tutmuştum. Bu şarkıyı onun sessinden dinlemek, sesinin o hafifliğini koskoca hoparlörlerden derinlemesine duymak, benim sakin kalabileceğim bir aktivite değildi. O yüzden gözyaşlarımı serbest bıraktım. Dirseğimi koltuğun yanına kçdayadım ve avucumu yanağıma yerleştirdim. Ona bakarak, şarkıyı dinlemeye devam ettim.

"But are we all lost stars, trying to light up the dark?"

Şarkıyı gözleri kapalı söylüyordu. Büyük ihtimalle daha rahat ediyordu böylece, gerilmiyordu; ya da kötü söylediğini düşünüyor ve kendini eleştiren bakışlardan kaçınıyordu. Hayır, hayır o mükemmel söylüyordu.

Kapalı gözlerini açtığında ilk beni görmesi onu şaşırtmamış gibiydi. Şaşırdıysa da, sesini inanılmaz iyi kontrol ediyor demekti çünkü bir gram bile değişiklik yoktu sesinde.

Bir süre sonra ek olarak hoparlörden başka müzik aletlerinin sesleri girmişti. Birazdan yüksek notaya çıkacaktı... Nasıl dayanacaktım?

"I thought I saw you out there crying
I thought I heard you call my name..."

Yüksek notaya çıkmasıyla yanımdakiler, önümdekiler, arkamdakiler; kısaca herkes, salondaki herkes şaşkın olduklarına dair bir ses çıkarmış, havadaki tüm oksijeni ciğerlerine çekmişlerdi...

Jungkook vücudunu öne eğmek yerine balını kaldırarak rahat rahat söylüyordu yüksek notaları. Yani daha çıkabileceği çok nota vardı...

"I thought I heard you out there crying
Just the same"

Gözyaşlarımı siliyordum. Yüksek notaya çıkarken kapadığı gözlerini açmıştı. Bu sefer de bana bakmaktan kaçınıyordu.

O sırada bir şeyler oldu. Ben kendimi kaybettim, ya da daldım gittim. Tamamen çevrimdışıydım. Onun sesini hatırlıyordum. Ama hiç bir görüntü yoktu.

saver || jeon jungkookBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin