(...)
JungKook bileğimi yakalayıp beni ters yöne çekiştirmeye başladı. Yandaki sokaklardan birine girdik ve oradan ilerlemeye başladık. Aynı yöne doğru, yalnızca farklı yoldan...
"Bunu bende akıl edebilirdim."
"Ama etmedin." Dedi JungKook beni susturmaya yetecek bir ses tonuyla konuşarak. Hep haklı olan sen ol zaten!
Yavaşladığımızda arkamıza baktık, Shin'ler henüz bu sokağa girmemişlerdi bile- Dememe kalmadan bu sokağa sapmışlardı. "Şimdi sadece sessiz oluyorsun ve bu sokaktan çıkıyoruz." Hava karanlıktı ve bu sokağın sokak lambasının çalışmaması şans eseri olmalıydı.
"Bende ses çıkarmaya çok meraklıydım zaten." Dedim onu dalgaya alarak. Hay benim şom ağzım!
Aynı dakika içerisinde telefonumhn bağıra bağıra çalmasıyla küfretmeye başlamıştım. "Siktir."
"Hayır hayır hayır hayır hayır!" Kendi kendime mırıldanmaya devam ederken çok şükür sokağın köşesine gelmiştik ve az önce ışığı yanmayan lambalar da aniden yanmaya başlamıştı. Tabii, bize çok da uzak olmayan insanların bizi tanımaması imkansızdı.
Dans kursunun yakınlarında, yanında JungKook var, saçları kahverengi ve hm... vücudu da HyeRim gibi. Ah, tabii sırt çantası da HyeRim'inkinden. Ya sahi, HyeRim olmasın bu, diye düşünmüşlerdir eminim.
Telefonu hemen kapatıp elimde sıkarken arkamızdan çoğalan adım sesleriyle JungKook beni çekiştirmiş, ikimizi de yoğun bir maratona sokmuştu. Kalabalık yol ileride gözüküyordu, çok uzak değildi. Orası benim için ideal bir kaçış alanıydı. "Bırak beni."
"Olmaz." Dedi JungKook bileğimi sıkıca kavrarken. "Kalabalığa karışacağım, abim oralardadır."
"Tek başına olmaz."
"Sana bırak dedim!" Diye bağırıp JungKook'un elinden bileğimi kurtardım ve koşarak kalabalığa karıştım. İlk kez böyle öz güvenli hissetmiştim.
Koşarak kalabalığa karışırken arkamdan koşarak geldiğini fark etmemle daha da hızlanmıştım. Ancak bilirsiniz ya, o JungKook'tu, benden daha hızlı koştuğu ve daha dayanıklı olduğu bir gerçekti. Bileğimi sertçe yakalayıp düz devam etmek yerine ara yola soktu. Hafif yokuştu yol, ama yine de kaçmak için ideal bir yerdi çünkü ileride eski tür evlerin bulunduğu pek çok yola ayrılıyordu, kaçmamız daha olasıydı. Ona itiraz edersem koştuğumuz için bağırmak zorunda kalacaktım, bağırırsam da Shin ve onun 'arkadaşları' bizi duyabilirdi. Sessiz kalmayı yakalanmaya tercih ettim.
Eski tür evlerin yaygın olduğu alana geldiğimizde neredeyse nefes alamayacak haldeydim. Dilim, dudaklarım ve ağzımın içi kupkuruydu, boğazımı iğrenç bir nane aroması kaplamıştı. Artık saymayı bıraktığım kez bir ara sokağa girdiğimizde bu sokağın ilerisinin olmaması beni korkutmuştu. Minnacık bir aralık, önümüzdeki sokaktaki bir tane sokak lambası, JungKook ve ben, geleneksel evlerin bulunduğu, son derece sakin bir ortamdayız ve birilerinden kaçıyoruz. Korkunç...
JungKook beni çıkmaz sokağın köşesine getirip yere çömeltti, kendi de karşıma çömeldi. Onun idizi benim dizlerimin arasına giriyordu, o şekilde karşılıklı duruyorduk. Elimi göğsüme koyup nefes alışverişimi düzene sokmaya çalışıyordum, karanlık olmasına rağmen bunu fark edne JungKook sessizce fısıldamıştı. "Sakin ol."
Sağol, sayende nefesim düzene girdi; falan demek isterdim tabii ki, ne yazık ki sözler yeterli değildi.
Nefes alışverişimin sesinin dikkat çekebileceğini düşünen JungKook'un eli dudaklarımın üstüne kapandığında elini sertçe ittirdim. "Kes şunu."
"Sessiz olmalısın."
"Tanrı aşkına, JungKook. Sadece nefes alıyorum!"
"Bağırma." dedi tekrar monoton bir ses tonuyla. "Delireceğim, delireceğim." Diye mırıldanmıştım istemsizce. Yaklaşık bir beş dakika kadar bir süre daha oradaydık, gelen geçen olmayınca bende abimi geri aramaya karar verdim.
"Alo?" dedim. Yine de kısık bir sesle konuşuyordum. "Nerede kaldın? Bir şey mi oldu, meraklanıyorum!" dedi hafif sinirli bir ses tonuyla. "Bir şey oldu, evet. Ama ben sana gelince anlatacağım. Yaklaşık bir 20 dakika sonra oralarda olurum."
"Yalnız mısın?" Gözlerimi karanlıktaki JungKook'a kaldırdım. Yalan söylememin daha iyi olacağını bilsem de, gerçeği söylemek istedim. Abimle aramız yeni yeni düzelmeye başlamışken, JungKook gibi yapıp aramızı kolayca açabilecek yalanlar söylememeliydim. "Değilim. JungKook burada."
"Neden onunlasın sen?!" Sinirli olduğu sesinin her tınısına yansımıştı. "Abi, bak, şu an sırası değil. Ben gelince sana açıklarım. Sen en iyisi bir yere otur ve beni bekle."
"Meydandaki Coffee Bay'e geçiyorum." dedi düz bir ses tonuyla. "Tamam, oraya geleceğim." dememe kalmadan telefon yüzüme kapanmıştı. "Neden benim burada olduğumu söyledin ki?!" dedi JungKook endişeli bir ses tonuyla. "Ben yalan söylememeyi tercih ediyorum." Yapayca gülümsedim. "Onların bir açıklaması var."
"Keşke önceden açıklayabilseydin JungKook. Şimdi ne oldu biliyor musun? Oyuncular alanı terk ettiler ve turnuva bitti." JungKook cümlelerimin ardından havaya küstahça bir gülüş karıştırdı. "Her şey senin için bir oyun gibiydi, bunu mu demeye çalışıyorsun?"
"Benim için her şey oldukça gerçekçiydi ancak o kadar yalandan sonra, gerçeklikten çıkıp oyuna döndü." Bende onun gibi kıkırdadım. "Her şeyin bir sebebi var diyorum, neden bu kadar kırıcı konuşuyorsun?" dediğinde sesindeki titrekliği duyabiliyor, rahatça hissediyordum.
"Açıklamalıydın JungKook. Senin aklından geçenleri okuyamam, her şeyi kelimelere dökmeliydin."
Nefesinin kesik kesik gelmesi ve kısık sesinin acı içinde yayılması ile ağladığını anlamıştım. Duraksadım. Her şey de benimle birlikte durmuştu sanki.
Kalbimde bir sızı, acı, burkulma hissettim. Onun ağlaması beni adeta ortadan ikiye bükmüştü. Daha önce ağladığını görmüştüm onun. Ama hıçkıra hıçkıra ağladığını ilk kez görüyordum. "Ju-JungKook?" dedim tereddüt ederek, elimi karanlıkta neredeyse gözükmeyen bedene koydum teselli etmek istercesine. Yüzünü dizlerine kapatmış, ağlıyordu. Saçları benim de dizime değiyordu. Yavaşça omzunu sıktım ve duygularıma yenik düşüp o cümleyi ağzımdan kaçırdım.
"Konuşabiliriz...istersen."
(...)
Mer ha ba lar
ben hye anneanneniz, tekrardan mer ha ba lar diyeyim
bu bölüm bşraz umut dolu bitti sanki; uh...çünkü öyle olması gerektiğini hissettim. Hala onları barıştırma gibi bir hevesim yok ama belli de olmaz, neyse siz hemen ümitlenmeyin, hala barıştırmayı düşünmüyorum! eheeHeHeHEHEHheHEeheheHEHeHE
pekala, sanırım buradan çıkmanın ve diğer kitaplara göz atmanın zamanı geldi; onlara da ne yazcağımı bilmiyorum, bu aralar aklıma sadece saver geliyor, kurgularımdan beni en çok saran bu;; ayrıca şubat ayı içerisinde kitapların gelişimini takip etmiştim, en hızlı gelişen kitabın saver olduğunu açıkça görebiliyorum!
Tamamdır, veda kısmına geçelim,
Yazım hatalarını söylemeyi unutmayın!
Kendinize iyi bakın!
Sizleri seviyorum<3 <3 <3 <3
-hyhyhye'niz
ŞİMDİ OKUDUĞUN
saver || jeon jungkook
FanfictionKorumak isterken yalanlara boğan da sendin, Jeon JungKook. ©hhyesria
