fourtythree : hopes

1.5K 108 63
                                        

Bir süre daha JungKook'un peşinden gitmiştim. Arkasından geldiğimin farkındaydı ama bir kez bile ağzını açmadı. En son onun ambulansla kaldırıldığı o sokağa gelmiştik. Duvardaki bir kapıdan girdiğinde ben öylece dışarıda kalmıştım. Oraya girip girmeme konusunda emin değildim.

Ama girmesem daha iyi olacak gibiydi: hem içeride ne olduğunu bilmiyordum, hem de JungKook onu gerçekten takip ettiğimi düşünmesini istememiştim. Gerçi onu takip etmiştim.

İçeriye girmemekte karar kıldım ve yoluma devam ettim. Nereye gittiğimi tam olarak bilmiyordum ama tahminimce bu yol şehrin en kalabalık sokaklarına çıkıyordu: meydanın ve barların bulunduğu sokağa.

Yanıma almadığım telefonum ile bir endişe dalgası geçirsem de çok takmadım, şöyle bir yürüyüp kendi evime giderdim nasılsa. Hem yürürsem kafamı dağıtmış olacaktım. En azından bir kaç dakikalığına JungKook'la ilişkimizi bitirdiğimizi ve bir daha asla birleşmeyecek olmamızı unutma avantajıydı bu.

Gerçi, biz gerçekten bir daha görüşmeyecektik. Daha fazla el ele tutuşmak yanda birlikte kahkaha atmak yoktu. Beni koruyan biri yoktu.

Uzun zaman boyunca ona çok yük oldum, en azından şimdi o eski yaşantısına geri dönecekti. Enerjikti belki önceden, yine öyle olacaktı. HyeRim'in derdi peşinde koşmayacaktı, HyeRim diye bir problem olmayacaktı hayatının merkezinde.

Benim için kötü olanı, kendisi içinse iyi olanı seçmişti. İyi tarafından bakarsak bu sefer kendini tercih etmişti.

Kalabalık caddenin girişine geldiğimde duraksadım. Şu anda bu sokakta beraber el ele olabilirdik. Ya da evde, birbirimize sarılarak uyuyabilirdik. Ama artık bitmişti. Ne bir geri dönüş yolu vardı, ne de yeniden kurulabilecek bir yol.

Caddeye girmeden yoldan geri döndüm ve geldiğim yolun tamamını geri gittim. Risk almaya gerek yoktu, üstelik yanımda beni koruyacak biri yokken risk almak yeterince gereksiz olacaktı.

Tam JungKook'un içeri girdiği yerden geçerken, o kapudan içeri giren üçlüyü gördüm. Onlarda beni fark etti, keşke beni görmeselerdi. Her şey oldukça sakindi en başında.

"Yakalayın." Dedi Shin. Onun tek kelimesiyle, yanındaki ikili peşime takılmıştı. Tek çare kalabalığa karışmaktı.

Adımlarım hızla birbiri ardında dizilirken belimin ağrısı kendini göstermişti, ama eğer hayatımda bir şeylerin yolunda gitmesini istiyorsam bu acının üstüne gitmeliydim.

Terlemeye başlamıştım, boğazımı nane tarzı bir aroma kaplamıştı ve artık nefesim yetmiyor gibi hissediyordum. Kalabalığın arasına atlayarak karıştım. Sokağın diğer ucuna doğru koşturup adımlarımı yavaşlattım. Sanki bir vatandaşmış, herhangi biriymiş gibi yürümeye başladım.
Beni fark etmemeleri umuyordum.

Birinin aniden kolumu tutmasıyla boşluğuma denk geldi, başımı o tarafa çevirdim. Seni tanımıyorum...

Gerçekten de tanımadığım, ama Shin'in arkadaşlarından olmadığına emin olduğum bir çocuk hızlıca elini bileğime kaydırdı ve konuştu. "Hiç bir şey olmamış gibi davran, sakin ol. Sana yardım edeceğim. Peşindekilerin farkındayım."

Birlikte düz yolda yürümeye devam ettik. Azıcık güvende hissetmiştim, en azından beni tanımda ihtimalleri düşmüştü.

"Evin ne tarafta?"

"Arka tarafta kaldı." Dedim ve ekledim. "İleriden dönebilirim ama onlarla yolda karşılaşabilirim."

"Yanında ben varım, gelemezler."

saver || jeon jungkookBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin