thirtyseven : notebook

1.7K 137 58
                                        

(...)

Salondaki koltuğa kıvrılmış yatıyordum. Abimin tüm aramalarını geri çevirmiştim. Tekrar tekrar aramasını da önlemek için telefonu kapamıştım. En azından sabaha şarjım kalırdı.

Başımı koltuk tarafına çevirdim ve gözlerimi ovaladım. Uyku tutmuyordu. Kafam bu kadar doluyken de tutmaması normaldi tabii.

Yine de yarın için enerji toplamam gerektiğini biliyordum. Gözlerimi kapatıp örtüyü başıma kadar çektim. Uyku zamanı HyeRim. Şimdilik düşüncelerini rafa kaldır.

Gözümü kapattığımda aklımda beliren Jeon JungKook'un o kusursuz yüzüye nefesimi tuttum. O mükemmeldi.

Onu kaybetmemin canımı acıtmasına izin vermemek istiyordum. Ve saniyeler içinde bir bahane buldum: O benim olamayacak kadar mükemmeldi. Ben dans eder, dans çalışırdım. O ise hem dans eder, hem ders çalışır, hem de geniş bir çevreye sahip olurdu. En iyi hayatı sürerdi ve başındaki adam akıllı tek dert benim abimdi. Onun hayatının içine ediyormuş gibi hissediyordum.

Benim hayatım ise iyice batmıştı. Onu aklımdan çıkaramıyordum. Bu beni mahvediyordu. Abim artık abiliğin beraberinde getirdiği korumacılığı aşmış, şiddet uygulamaya başlamıştı. Daha şimdiden ondan korkuyordum. Gerçi ben her şeyden korkuyordum: Shin'den de, Abimden de... Korkağın tekiydim işte.

Kesik kesik terlik seslerinden sonra, örtümün üstünde hissettiğim hışırtı ile yerimden kıpırdamamaya karar vermiştim. Biri gelmişti.
Örtümü yavaşça kaldırdığında hissettiğim soğuklukla azıcık tüylerim diken diken olmuştu.

Örtünün fazlalığını ittirip örtüyü çenemin altına yerleştiren ellerin hafifçe çeneme değmesiyle anladım gelenin JungKook olduğunu.

Elleri saçlarımı geri ittirdi, yüzümün sol tarafını görünür hale getirdi. Baş parmağı hafifçe gözümün altını okşadı. Evet... Hoşuma gitmişti. Dokunuşlarının bana hissettirdiği o duyguyu özlemiştim.

Başımı hafifçe ona çevirdim ama yine de gözlerimi açmadım. Onun dokunuşlarıyla uykuya dalmak benim için önemli bir olaydı.

Ama en son dayanamayıp yanağımda gezinen elini sıkıca tuttum ve öylece sıktım. Bırakmaya niyetim yoktu, gitmesine izin vermeye de.

O da bırakıp gitmeye kalkışmadı zaten. Parmaklarımda gezdirdi parmaklarını. Ama gözlerimi açtığımda işler değişmişti.

Elini hızlıca çekmeye çalışmıştı ama ben içimdeki gücü ortaya çıkarmış ve elini sıkmıştım. "Tuttum." Diye mırıldandığımda JungKook olayı bana unutturmak istercesine 'bu bir rüya' demişti. "Kandıramadın." Diye yanıtladım onu.

Ancak elini sertçe çektiğinde öylece kalmıştım. Ama biliyordum. Daha fazla kandıramazdı. Elinde bahane kalmamıştı.

"Yanlış anladın." Dedi yumuşak bir sesle. "Nefes alamazsın diye öyle yaptım."

"Sana inanmıyorum. O yüzden artık yalan söylemeyi kes. Bu andan sonra geri dönüşümüz yok zaten." Dediğimde omuz silkti. "Evde bir ölü bulunması bizim hayatımızı mahvederdi. Sen ölme diye açtım örtüyü." Dediğinde göz devirdim. "Pekala. Öyle olsun." Dedim ve örtüyü tekrar başıma kadar çektim.

Çevremdeki herkes bana hala yalan söyşerken nasıl mutlu olabilirdim ki? Nasıl zevk alabilirdim yaşadığım günlerden, benden onca nefret eden varken?

"Kapama şunu başına kadar." Deyip tekrar örtüyü çektiğinde sinirle nefes verip gözlerimi ona diktim. "Saat geç. Git ve sevgiline sarılarak uyu." İçinde bir o kadar nefret barındıran cümleye karşılık çok şefkatle bakmıştı bana. Ama yine de gözleri anlamsızdı benim için. Anlam bellie etmiyorlardı, soluklardı. Artık başkası için parlıyorlardı. Saçmalama, az önce gözlerinin altını okşayan o değilmiş gibi davranıyorsun. Hala bir şeyler saklıyor.
Ama ben yoruldum. Yalanları gerçeğe çıkarmaktan o kadar yoruldum ki.

saver || jeon jungkookBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin