-ebe, sensin.-
--devam--
---Part 2---
----geri kalan her şey----
Ateşlerin ve dumanların kapladığı binadan çıkmak için hızlı davranarak en alt kata inmen gerekiyordu. Merdivenleri kullanmanın o anda bir işe yaramayacağını biliyordun. İşte bu yüzden bir kaç gün önce nasıl kaçman gerektiği hakkında planlarını yapmıştın.
Binanın krokisine ulaşmak zor oldu ama...
En alt kata, müdürün odasının merdivenini kullanarak hızla indin. Dışarıdaki siren seslerinden anladığın kadar çoktan itfaiye gelmişti. Civarlardaki karakollardan yardım için gelen polis arabalarının siren seslerini de duyabiliyorsun.
Binanın henüz yanmamış arka tarafına doğru koşmaya başladın. Bazı memuriyet işlerinin görüldüğü odanın tek penceresinden çıkmayı düşünüyordun. Eğer orası da ise yaramazsa... Aslında başka bir planın yok. İşte bu yüzden, işe yaramak zorunda.
Dumanlar, boğazına girerken öksürsen de en yakın zamanda oksijene ulaşacağını umuyordun. Hareketlerini hızlandırdın ve ardına kadar açık kapının ötesine ilerledin.
Kolunu, gözüne siper ederek dumanların gözünü yakmasını engellemeye çalışırken aynı zamanda etrafı seçmen gerekiyordu. Adrenalin de olduğu zaman... bu pek kolay değildi.
En sonunda kahverengi tahta masanın ucuna ilerleyerek hızla pencerenin kolunu indirdin. "Hey, sen! Hemen yerinde dur!" Ah, gerçekten mi? Duracağını mı sanıyordu?
Pencereden atlamadan önce onun göremeyeceğini bilsen de el hareketi çektin ve hızla oradan uzaklaşmak için pencereden atladın.
Etrafı tellerle çevrili olsa da hızla tırmanarak, bu biraz zor oldu, oradan kurtuldun ama senin için geri döneceklerini biliyordun. Özellikle ölü olduğu sanılan birisi, bir karakolu ateşe verdiği zaman.
′°′
"El ilanları dağıtılalı iki hafta oluyor. Bugün karakol ateşe verildi. 15'i ağır olmak üzere 30 memurumuz görev başındayken böyle bir felakete maruz kaldılar. Yakınlardan-" Bir kez daha sıkıldığın için haberleri kapattın.
Tahmin ettiğin gibiydi her şey.
′°′
Ebe olmaktan kurtuldun, değil mi?
Öyle olması gerekiyordu çünkü oyunun kuralları buydu.
Evlerin bahçelerinden geçerek atlattığını düşündüğün polisin sirenleri, her geçen saniye daha fazla sinir bozucu hale gelmeye başladığında hızlı düşünmen gerekiyordu. Çünkü biliyordun ki, saklansan seni bulacaklardı.
Beyaz bir araba, frenleri acı bir ses çıkartarak durdu. İçinden gri saçlara sahip, uzun ve yapılı bir vücuda sahip birisi çıktı. "Merhabalar, hanımefendi! Tanışmak çok isterdim ama zamanınız yok gibi duruyor. Arabaya binseniz ve beraber polisten kurtulsak çok iyi olacak."
Kaşlarını çatarak ona bakmaya başladın. "Tamam, eğer bana güvenmiyorsan sana bir silah verebilirim," hala hareket etmemene karşı derin bir nefes verdi. "İçi dolu olacak, elbette." Hızla harekete geçerek arka koltuğa oturdun ve ön koltuktaki silahı hızla eline aldın.
Sen Arabaya binene kadar polis, sokağın başında görünmüştü.
---
büyük bir ihtimalle bu bölümün de devamı gelecek.
bu arada sizce o kim?
yani bence çok açık betimledim, zaten gri saçlı pek kişi yok.
umarım beğenirsiniz.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
imagine haikyuu
Fanfiction"can't hold me down 'cause you know, I'm a fighter." "Find me and I'm gonna leave with you!"
