Rüzgar saçlarında dans ederken gözlerimi onun gözlerinden alamıyordum. Çok garipti, sanki daha az önce ondan nefret ediyormuş gibi hissediyordum ama şu an yeşil gözlerine bakarken nefreti hissetmiyordum.
"Neden bana öyle bakıyorsun?" Dudakları arası...
'Seninle panzehiri bulduğumu sanmıştım Ama kafamın içi zehir kaynıyor Ve kalbimse kuşkuyla dolu Kanımda toksinler geziniyor ... Ama artık senin sevginin nasıl hissettirdiğinin bir önemli yok. Çünkü hiçbir zaman bana çare olmayacak'
İyi okumalar Bücürler 💚💜🥹
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
***
Geçen sonbaharla bu sonbahar arasında büyük bir fark vardı. Rüzgar yine saçlarımı karıştıracak kadar şiddetli esiyor, gökyüzü yine kara bulutlarla güneşi saklıyor ve yapraklar da sararıp dallarından koparak taşlarla döşenmiş yerleri renklendiriyordu. Aslında sonbahar aynıydı ama benim sonbahara bakışıp ve hislerim farklıydı.
Geçen sonbaharda da derin bir melankoli kanımda geziniyordu ama şu an sorunlarım geleceğimi de etkileyecek düzeydeydi. Geçen seneki Dila birkaç dersten düşük not alıp Berke'ye ulaşamasa da hayatına devam edebilirdi ama şu anki Dila yani ben, önüme çıkan her engelde biraz daha yok oluyordum sanki.
Güçlü gözükmek ve gerçekten güçlü olmak arasında büyük bir fark vardı ve ben sadece güçlü gözükmeye çalışan bir aptaldım.
Berke ben işten çıkana kadar kafede oturmuş ve hiç çekinmeden gözlerini üzerime dikmişti. Ona bakmamak için uğraşırken çalışmak zor olsa da bir yandan Instagram hesabımın üzerine yağan bildirimleri düşünmeden duramıyordum. Göz ucuyla baktığımda bile beni etkileyecek hakaretler vardı ve şimdi hepsi zihnimde susmayacak birer fısıltı gibi yankılanıyor; korkutucu, sisli bir ormanda fısıltıların arasında mahsur kalmışım gibi hissettiriyordu.
Bundan geri dönüş yok Dila, diye konuşan iç sesime itiraz etmek istesem de haklı olduğunu bilmek elimi kolumu bağlamama neden oluyordu.
Eğer geçen yıl bu anların fragmanını izleyebilseydim o sözleşmeyi imzalar mıydım? Tabii ki hayır. Keşke o kadar heyecanlı olmaktansa daha mantıklı davranıp düşünmeli ve bu yola adım atmasaydım ama çoktan yapmıştım ve zamanı geri alma gücüm yoktu.
Mesai bitiminde hâlâ masada oturan Berke'nin başına dikildim ve yorulmuş olduğumu görmesin diye çabalayarak ayağına ayağımla dokundum. "Hadi gidiyoruz."
Berke, başını telefonundan kaldırdı ve garip bir ifadeyle yüzüme baktı. Göz ucuyla telefonunun ekranından yorum okuduğunu görmemle sesli bir nefes verdim ve başımı iki yana salladım. "Yeni bir skandal çıkana kadar yorumlar bu şekilde olacak."
"Sana bu kadar yüklenmeleri çok saçma amına koyayım. Bunu daha da artmadan durdurmamız lazım." Berke telefonunun ekranını kilitleyip ayağa kalktığında, adeta devleşmiş ve birden gözümde koruyucu birine dönüşmüştü. Onu aylardır görmemiş olmamın verdiği özlemle her detayını incelemek ve unutmamak için zihnime kazımak istiyordum ama bakışlarımı ondan kaçırdım ve kafenin çıkışına yürürken konuştum.