"Ne konuştun o orospu çocuğuyla?"
Asaf dibime kadar girdi, çekinmese yakamdan tutup hesap soracak gibiydi ama kendini bir şekilde durdurmayı başardı.
Dişlerinin arasından süzülen kelimeler buz gibi soğuktu.
"Ne konuştun!"
"Önemli bir şey değil," dedim, yanından sıyrılıp hastanenin kapısına doğru yürüdüm.
Arkamda aniden sert adımlar yankılandı.
"Ne demek lan, önemli bir şey değil?"
Gözlerimi devirdim, umursamazca omuz silktim ama bu hareketim Asaf'ı daha da kızdırmış olacak ki yakamdan kavrayıp kendine çekti. Sıcak nefesi yüzüme çarparken, gözlerini benden bir an bile ayırmadı. O bakış... Şüpheyle kaynıyordu.
"Bu artık senden ve benden çıktı, Sıraç."
Yakamdan bir kez daha sertçe çektiğinde arkama dönüp baktım ama kapının önünde hastalar dışında kimse yoktu. Zaten umursuyor gibi de görünmüyordu.
"Ne sikim döndüğünü bilmiyorum ama içimde bir ses sana güvenmememi söylüyor."
Yüzümü iyice ona yaklaştırdım. "Yakamı bırak."
Asaf'ın gözlerindeki şüphe çoktan kök salmıştı ama o alaycı gülüşü... Kendinden emin biri gibi görünmeye çalışıyordu.
"Seninle yeterince kibar konuştum, Sıraç." Sesi soğuk ve tehlikeliydi. "Kaçış planım senden kat kat daha önemli ve eğer bunu sabote edecek herhangi bir şey verdiysen eline-"
"Ne yaparsın?" dedim, gözlerimi bile kırpmadan.
Asaf tam arkasını dönmüştü ki bir anda tekrar bana yöneldi. Bu sefer tereddütsüzdü. Kollarımı sertçe yakaladı ve beni duvara yapıştırdı. Yüzüme eğilirken gözleri öfkeyle yanıyordu.
"Sakın bana oyun oynama, Sıraç," dedi, sesi alçaktı ama içindeki tehdit barizdi. "Ne konuştuğunu söyle."
"Dedim ya, önemli bir şey değildi."
Asaf'ın gözleri kısıldı. Bir anlık sessizlik oldu, sonra aniden dişlerini sıkarak konuştu.
"Bak, benim sabrımı taşırma. Sana zarar vermek istemiyorum ama beni zorlarsan bunu yapmak zorunda kalırım."
Gülümseyerek başımı yana eğdim. "Hadi ama oradan, Asaf. Bunu yapabilir misin gerçekten de?"
Gözleri öyle bir parladı ki bir an yumruğunu kaldıracak sandım ama yapmadı. Onun yerine yakamı daha da sıkıp beni kendine çekti.
"Gerçekten sınırlarımı zorluyorsun, biliyor musun?" dedi, sesi neredeyse bir fısıltıydı ama içindeki öfke damarlarıma kadar işliyordu. "Eğer bana yanlış yaparsan... Eğer bu kaçış planına ihanet ettiysen..."
Başını hafif yana eğdi, gözleri karardı.
"Seni kendi ellerimle gebertirim, Sıraç."
Bir an için sessizlik oldu. Sadece nefesi duyuluyordu. Sonra gülümseyerek başımı ona doğru eğdim.
"Öldüremeyeceğin birini tehdit etmeyi bırak, Asaf."
Bakışları titredi ama kendini hemen toparladı. Son bir kez gözlerimi delip geçercesine baktı, sonra elini yakamdan çekip hızla geri adım attı.
"Umarım beni test etmiyorsundur," diye mırıldandı, arkasını dönerek uzaklaşırken.
"Bak, bu kadar gerilecek bir şey yok. Ona sadece sakin olmasını söyledim. Sana nasıl saldırdığını gördün."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
HASTA~ GAY
Teen FictionRuh ve sinir hastalıkları hastanesi. BxB +18 sahneler mevcuttur!!!
