60

2K 134 79
                                        

Kendi kahvaltımı kendim hazırlamaya karar verdim ve mutfağa geçtim. Ocağın başında ekmek kızartırken aklıma yine Savaş'ın söyledikleri düştü. Belki de fazla abartmıştım. Belki de… gerçekten doğruyu söylüyordu. Ama yok… hayvan herif, deli olduğumu ima edip durmuştu. Hatta ne ima etmesi, açık açık "sen delisin" demişti.

Kahvaltılıkları tabağa dizerken Ali'nin kahvaltı etmediğini hatırladım ama dış kapı kilitliydi. Savaş giderken anahtarı yanında götürmüştü. Yapacak bir şey yoktu. Hazırladığım tabağı aldım, salona geçip kırık televizyonun önüne oturdum. Camı çatlamış, ortasında simsiyah bir delik vardı ama yine de boş boş karşısında oturmak daha az rahatsız ediyordu beni.

Elim kumandaya gitti. Belki çalışır diye bastım. Ekran bir anda parladı. Gözlerim irkildi. Ortadaki delik dışında kalan kısımlarda görüntü vardı. O bile fazlaydı bana.

Bir haber kanalını açtım. Ama içim daha da sıkıldı. Sıkıldıkça kumandaya basmaya devam ettim. Derken, bir programda genç bir kızın yüzü çıktı ekrana. Dehşet içindeydi. Sandalyede oturuyordu, karşındakine yaşadıklarını anlatıyordu. Gözleri sürekli kaçıyordu, sesi titriyordu.

"Beni kaçırdı," dedi. Boğazı düğüm düğümdü. "Kaçmaya ikna etti beni. Ama sanki kendi kararım gibi hissettirdi. Sonra… beni evine götürdü. İşkence etti."

Durdu. Gözleri doldu. Dudakları titredi.

"Bir şeyler veriyordu bana. Fark etmeden almaya başlamışım. Sonra… sonra… yemeğime bir şey karıştırdığını anladım. Beni deliliğe sürükleyen şey buydu. Ve ben… ben bunun farkında bile değildim."

O an elimdeki tabağa baktım. Gözlerim peynirlerin üstüne takıldı. Bir tuhaflık… bir şey… bilmiyorum. Normal gibi duruyordu. Ama durmuyordu da. Hafif beyaz beyaz bir tabaka, sanki erimiş ama iz bırakmış gibiydi. Belki de buzdolabında açık kalmıştır. Belki de…bilmiyordum.

Kız ekranda ağlıyordu hâlâ. "Aynı yemeği yediği için hiç şüphelenmedim. Ama meğer bana özel bir şey karıştırıyormuş. Kendisine etki etmesin diye başka bir maddeyle dengelemiş…"

İçim buz gibi oldu. Elimi uzattım tabaktaki peynire. Duraksadım. Düşünmeye çalıştım. Kafamın içinde bin ses. Belki de kafayı ben yavaş yavaş yiyorum. Belki de çoktan yedim. Ya da… gerçekten bir şeyler vardı bu tabakta.

Ama hangisi?

Tabağı elimden atarken aynı zamanda başımı sallıyor, reddediyordum.

"O an anladım... Aslında tüm o zaman boyunca benden nefret ediyordu. Bir silahla ya da bıçaklayarak işimi bitirmeyecekti. Her gün, kendimi öldürdüğümü görmek istiyordu. Bundan zevk alıyordu."

Elim kumandayı bulurken hemen televizyonu kapattım.

"Sana tavsiyem, o yapmadan sen işini bitir," dedi Baran, rahat bir ifadeyle arkasına yaslanırken.

"Saçmalama. Seni öldürmeyecek. Abim öyle bir şey yapmaz. Öldürecek olsa neden seni buraya kadar getirme zahmetinde bulunsun?" dedi Aras, sakin bir sesle.

"Savaş kadar hayatımda daha psikopat birini görmedim. Başından beri sana kötü yaklaşırken, şimdi neden birdenbire sana sadece bağırmakla yetinir hâle geldi?"

"Çünkü senin kötü biri olmadığını biliyor," dedi Aras. "Seni anlıyor. Kafanın içini biliyor."

Baran güldü. "Kafasının içini bilseydi onu çoktan öldürürdü."

"Ona âşık," dedi Aras.

"Öyleymiş gibi davranıyor!"

Sesleri birbirine karışmaya başlarken artık hangisi konuşuyor anlayamıyordum. Ama ikisi de birbirine zıt şeyler söylüyordu.

HASTA~ GAYBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin